Merhaba
Bir önceki yazımın üstünden yalnızca iki gün geçti. Şaşırdınız değil mi:)) Kitabımız kafa yormayan, su gibi akıp giden bir kitap ve üstüne de ben izinde olunca bitmesi bir buçuk gün sürdü.
Kocan Kadar Konuş tam olarak chick- lit denilen türün bir örneği. Ama başarılı bir örneği. 30 una gelmiş Efsun halen evlenmemiştir ve ailesinden yoğun baskı görmektedir. Her biri hayal kırıklığı içinde biten ilişkilerinden sonra lise aşkı Sinan karşısına tekrar çıkar. Halen Sinan'a aşık olan Efsun ailesinden gördüğü evlenme baskısıyla olduğundan farklı biri olur. Tabi Sinan da gider. Artık sonunu da söylemeyeyim değil mi:))
Çok eğlenceli, zaman zaman kahkahalar attıran bir kitap. Bu arada lütfen 36 yaşında olduğumu ve halen bekar olduğumu unutmayalım. Yani Efsun'un yaşadıklarını en azından 6 senedir bilfiiil yaşıyorum:)) Yazılanların hepsi çok tanıdık yani bana. Eğlenmel istiyorsanız bence mutlaka okuyun. Bu arada bu kitabın bir devamının olacağını düşünüyorum nedense:))
Umarım bir sonraki kitabı da bu kadar olmasa da kısa zamanda yazıyor olurum. Planım Ayşe Kulin'in son kitabına başlamak. Bakalım:))
İyi okumalar
Sibel
25 Nisan 2014 Cuma
23 Nisan 2014 Çarşamba
8. USTAM VE BEN - Elif Şafak
Merhaba
Yine uzun bir aradan sonra yeni bir kitapla buradayım. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi yine bir iş seyahatim vardı, bir haftalık. Uçuşlarım da hep gece olduğu için en fazla 100 sayfa kitap okudum bir hafta boyunca. Dönünce de çok hızlı bir okuma sürecim olamadı.
Bugün 23 Nisan dolayısıyla evde olunca, bu kitap bugün bitecek dedim. Nitekim bitti de :))
Kitabımız Elif Şafak'ın son kitabı Ustam ve Ben. Ben Elif Şafak'ı seviyor muyum sevmiyor muyum emin değilim. Her kitap çıkardığında bir süre okumayı reddediyorum ama bir süre geçtikten, o ilk dalga bittikten sonra da kendimi kitabı okurken buluyorum. Bu kitapta da öyle oldu. Kitabı almadım hatta. Annemler aldı, ikisi de okudu, sonra abim okudu ve en son da ben okuyorum.
Kitap Mimar Sinan ve çıraklarından biri olan Cihan ve onun fili Çota etrafında dönüyor. Çok akıcı bir anlatımı var yine yazarın. Elinizden bırakmak istemiyorsunuz, çok kolay hikayenin içine giriyorsunuz. Bir kitapta aradığımız herşey de var aslında içinde, aşk, macera, tarih, merak, sırlar hepsi.
Tarihsel bir anlatımı var tabi ki kitabın. Ama yazarının da kitabın sonunda bahsettiği gibi kitabın akışını ayarlayabilmek için ufak oynamalar var, özellikle de tarihlerde. Örneğin Mihrimah Sultan daha geç evleniyor, ya da Rüstem Paşa daha geç ölüyor gibi. Ama bunun dışında tarihsel kurgu yine de gerçeği ( en azından öğrendiğimiz gerçeği diyelim ) yansıtıyor.
Kitaba ilk başkadığımda bir fille ve filbazla nasıl bir hikaye kurgulanabilir ki diye düşünmüştüm, yanılmışım. Yazarın maharetiyle herşeyden bir hikaye kurgulanabileceğini bir kez daha gördüm. Gözlemlediğim kadarı ile Elif Şafak çok satan ama aynı oranda sevilen bir yazar değil. Düşünceleri, söylemleri herkese uymayabilir ama bence yazma işini çok iyi bildiğini yadsıyamayız. Bildiğiniz gibi kitaplarını önce İngilizce yazıyor, sonra Türkçeye çevriliyor. Bu nedenle de çalıştığı çevirmenin de kitaplarında çok çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Çevirmen Omca A. Korugan. Tüm kitaplarında çevirmen aynı mı bilmiyorum, kontrol etmedim ama bu kitap için Omca Korugan'ı da tebrik etmeden geçmek istemedim.
Sonuç olarak okunmalı mı? Bence evet. Gayet keyifli, doyurucu bir kitap..
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.
İyi okumalar
Sibel
Yine uzun bir aradan sonra yeni bir kitapla buradayım. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi yine bir iş seyahatim vardı, bir haftalık. Uçuşlarım da hep gece olduğu için en fazla 100 sayfa kitap okudum bir hafta boyunca. Dönünce de çok hızlı bir okuma sürecim olamadı.
Bugün 23 Nisan dolayısıyla evde olunca, bu kitap bugün bitecek dedim. Nitekim bitti de :))
Kitabımız Elif Şafak'ın son kitabı Ustam ve Ben. Ben Elif Şafak'ı seviyor muyum sevmiyor muyum emin değilim. Her kitap çıkardığında bir süre okumayı reddediyorum ama bir süre geçtikten, o ilk dalga bittikten sonra da kendimi kitabı okurken buluyorum. Bu kitapta da öyle oldu. Kitabı almadım hatta. Annemler aldı, ikisi de okudu, sonra abim okudu ve en son da ben okuyorum.
Kitap Mimar Sinan ve çıraklarından biri olan Cihan ve onun fili Çota etrafında dönüyor. Çok akıcı bir anlatımı var yine yazarın. Elinizden bırakmak istemiyorsunuz, çok kolay hikayenin içine giriyorsunuz. Bir kitapta aradığımız herşey de var aslında içinde, aşk, macera, tarih, merak, sırlar hepsi.
Tarihsel bir anlatımı var tabi ki kitabın. Ama yazarının da kitabın sonunda bahsettiği gibi kitabın akışını ayarlayabilmek için ufak oynamalar var, özellikle de tarihlerde. Örneğin Mihrimah Sultan daha geç evleniyor, ya da Rüstem Paşa daha geç ölüyor gibi. Ama bunun dışında tarihsel kurgu yine de gerçeği ( en azından öğrendiğimiz gerçeği diyelim ) yansıtıyor.
Kitaba ilk başkadığımda bir fille ve filbazla nasıl bir hikaye kurgulanabilir ki diye düşünmüştüm, yanılmışım. Yazarın maharetiyle herşeyden bir hikaye kurgulanabileceğini bir kez daha gördüm. Gözlemlediğim kadarı ile Elif Şafak çok satan ama aynı oranda sevilen bir yazar değil. Düşünceleri, söylemleri herkese uymayabilir ama bence yazma işini çok iyi bildiğini yadsıyamayız. Bildiğiniz gibi kitaplarını önce İngilizce yazıyor, sonra Türkçeye çevriliyor. Bu nedenle de çalıştığı çevirmenin de kitaplarında çok çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Çevirmen Omca A. Korugan. Tüm kitaplarında çevirmen aynı mı bilmiyorum, kontrol etmedim ama bu kitap için Omca Korugan'ı da tebrik etmeden geçmek istemedim.
Sonuç olarak okunmalı mı? Bence evet. Gayet keyifli, doyurucu bir kitap..
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.
İyi okumalar
Sibel
6 Nisan 2014 Pazar
7. BEYOĞLU'NUN EN GÜZEL ABİSİ - Ahmet Ümit
Merhaba
Bir kitap daha bitti ve yine burdayım. Bu sefer kitabımız bir polisiye. Kitap bloglarını okuyorsanız hiç kitabını okumamış olsanız bile mutlaka Ahmet Ümit'in adını duymuşsunuzdur. Beyoğlu'nun En Güzel Abisi de yazarın son kitabı. Benim ilk okuduğum Ahmet Ümit kitabı İstanbul Hatırası'dır. O kadar çok beğenmiştim ki sonrasında da geriye dönüp tüm kitaplarını okudum. Sultanı Öldürmek kitabı çıkınca da hiç düşünmeden onu da aldım. Ama nedendir bilmem bir türlü onu okumaya elim gitmedi. Hala okunmak için bekleyen doksan küsür kitabımın arasında varlığını sürdürüyor. Sonra ise bu kitabı çıktı, yine hemen aldım ama yine okumam biraz zaman aldı. Zaman almasının nedeninin kitapla ya da yazarla hiçbir ilgisi yok aslında. Öteledim sürekli. Gidip geldim, kapağına bakıp gülümsedim, sonra da 'sen bekle daha' deyip başka kitaplara başladım.
Neyse sonunda sırası geldi ve iyi ki de gelmiş. Yine çok çok keyifli bir polisiye okuma keyfi yaşattı bana. Cinayet(ler)in tüm kurgusu, karakterlerin incelikle işlenmesi, katilin bulunuşu çok güzel bir akıcılıkta ilerledi yine. Okumaya başlamadan önce incelediğim bir kaç blogda çok fazla argo anlatım olduğundan şikayet edilmişti. Beni hiç rahatsız etmedi kullanılan dil' aksine samimi geldi.
Benim için ilginç kısmı Gezi Parkı olaylarını olay kurgusu içine almasıydı. Orada yaşayan evsizlerin gözünden de, polislerin gözünden de, olaylara katılan gençlerin gözünden de bir kaç anlatım vardı. En etkileyici kısmı ise kesinlikle gezi parkındaki ağaçların olaylarda ölen beş kişinin isimlerini fısıldamasının anlatıldığı bölümdü. Tamam bunun dışında detay bilgi vermeyeceğim:))
İtiraf ediyorum ben katili bulamamıştım. Daha doğrusu acaba mı diye ilk karakterle tanıştığımda olabilir mi demiştim ama yine son dakika golü öğrendik gerçek katili. Mutlaka okuyun bence. Özellikle tatil döneminin yaklaştığını da düşünürsek tatilinize çok güzel bir eşlikçi olabilir bence.
Bir sonraki kitabın da Elif Şafak'ın Ustam ve Ben'i olacak. Gerçi bu gece itibarı ile yine iş seyahatine çıkıyorum, o nedenle bu hafta ne kadar okuyabilirim bilmiyorum ama göreceğiz.
En kısa zamanda görüşmek üzere
Sibel
Bir kitap daha bitti ve yine burdayım. Bu sefer kitabımız bir polisiye. Kitap bloglarını okuyorsanız hiç kitabını okumamış olsanız bile mutlaka Ahmet Ümit'in adını duymuşsunuzdur. Beyoğlu'nun En Güzel Abisi de yazarın son kitabı. Benim ilk okuduğum Ahmet Ümit kitabı İstanbul Hatırası'dır. O kadar çok beğenmiştim ki sonrasında da geriye dönüp tüm kitaplarını okudum. Sultanı Öldürmek kitabı çıkınca da hiç düşünmeden onu da aldım. Ama nedendir bilmem bir türlü onu okumaya elim gitmedi. Hala okunmak için bekleyen doksan küsür kitabımın arasında varlığını sürdürüyor. Sonra ise bu kitabı çıktı, yine hemen aldım ama yine okumam biraz zaman aldı. Zaman almasının nedeninin kitapla ya da yazarla hiçbir ilgisi yok aslında. Öteledim sürekli. Gidip geldim, kapağına bakıp gülümsedim, sonra da 'sen bekle daha' deyip başka kitaplara başladım.
Neyse sonunda sırası geldi ve iyi ki de gelmiş. Yine çok çok keyifli bir polisiye okuma keyfi yaşattı bana. Cinayet(ler)in tüm kurgusu, karakterlerin incelikle işlenmesi, katilin bulunuşu çok güzel bir akıcılıkta ilerledi yine. Okumaya başlamadan önce incelediğim bir kaç blogda çok fazla argo anlatım olduğundan şikayet edilmişti. Beni hiç rahatsız etmedi kullanılan dil' aksine samimi geldi.
Benim için ilginç kısmı Gezi Parkı olaylarını olay kurgusu içine almasıydı. Orada yaşayan evsizlerin gözünden de, polislerin gözünden de, olaylara katılan gençlerin gözünden de bir kaç anlatım vardı. En etkileyici kısmı ise kesinlikle gezi parkındaki ağaçların olaylarda ölen beş kişinin isimlerini fısıldamasının anlatıldığı bölümdü. Tamam bunun dışında detay bilgi vermeyeceğim:))
İtiraf ediyorum ben katili bulamamıştım. Daha doğrusu acaba mı diye ilk karakterle tanıştığımda olabilir mi demiştim ama yine son dakika golü öğrendik gerçek katili. Mutlaka okuyun bence. Özellikle tatil döneminin yaklaştığını da düşünürsek tatilinize çok güzel bir eşlikçi olabilir bence.
Bir sonraki kitabın da Elif Şafak'ın Ustam ve Ben'i olacak. Gerçi bu gece itibarı ile yine iş seyahatine çıkıyorum, o nedenle bu hafta ne kadar okuyabilirim bilmiyorum ama göreceğiz.
En kısa zamanda görüşmek üzere
Sibel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)