Merhaba,
Yine biten bir kitap ve yine ben:)
Trendeki Kız başlarda benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Okuma hızımı tekrar yakalamışken, herkesten çok güzel yorumlar duyduğum bu kitapla devam etmek istemiştim. Ama o da ne? Kitap gitmiyor, gitmiyor, gitmiyordu. Kafamda okurken sürekli "Bu kitap mı süpermiş? Akmıyor ya bu.." gibi bilimum düşünceler vardı. Hatta tekrar kitap yorumlarını gözden geçirme ihtiyacı hissettim. Değerlendirmeleri okurken "İlk 100 sayfa çok yavaş gidecek, umudunuzu kaybetmeyin" gibi bir yoruma rastladım. Aradığım teşvik de burdaydı işte:) Gerçekten de kitabın ilk yarısı benim için çok ama çok yavaş geçti. Ne zamanki konu biraz netleşmeye ve Megan / Anna / Rachel arasındaki bağlantıyı anlamaya başladım, sonrası su gibi aktı gitti.
Konusu ilginç, olay örgüsü de tanıdık değildi bana. O noktalardan en başından beri artıyı almıştı aslında. Yorumlarda yazıldığı gibi kimin yaptığını anlamam gerçekten kitabın çok sonlarına doğru oldu. Onun öncesinde hep yanlış insanı suçlu olarak tanımlamışım:) Yani kitabın başından suçluyu tanımlamak pek de kolay değil.
3 kadın arasında olay örgüsü de ilk başlarda çok havadaydı benim için. Anna ve Rachel bağlantısını kurduktan sonra "bu Megan ne zaman bağlanacak" diye bekledim durdum.
Dediğim gibi sanırım beklentim çok yüksekti kitaptan. O nedenle, sizi de uyarmak isterim, ilk sayfasından itibaren sizi içine almıyor kitap, böyle bir beklentiniz olmasın:)) Ama söylendiği gibi de 100 sayfa, hatta benim için o 200 sayfa oldu, geçtikten sonra da elinizden bırakamıyorsunuz. Tavsiye eder miyim derseniz, evet derim. Ama bir "ama" içerir tavsiyem:)
Garip bir yazı oldu sanki bu da. Neyse işte böyle. Bir sonraki kitabım da Buket Uzuner'in Toprak'ı olacak. Bakalım bir daha ne zaman burda olacağım:)
İyi okumalar
Sibel
21 Ağustos 2015 Cuma
7 Ağustos 2015 Cuma
11. KONSTANTİNİYYE OTELİ - Zülfü Livaneli
Merhaba,
Uzun zamandır herhangi bir yazı girmediğimi farkettim. Bu hiçbirşey okumuyorum anlamına gelmesi lütfen:) Okudum hem de bir sürü ama son zamanlarda çizgi romanlara çok takıldım. Onları da burada tanıtmak çok manalı gelmedi, o nedenle de yazmadım. Ama bu arada 2 de kitap okudum.
Okuduklarımdan biri "O Adam Buraya Gelecek"ti, yani Pucca'nın 5. kitabı. İlk dört tanesinden farklı olmadığı için, bu kitap adına bir yazı girmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Pucca'nın yazımını seviyorsanız, zaten seveceksinizdir.
Bir diğeri ise size bu yazıda bahsetmek istediğim Konstantiniyye Oteli. Zülfü Livaneli de benim ne yazsa okurum diyeceğim yazarlar arasında. O nedenle yeni kitabı çıktığında, hiç düşünmeden aldım. Okumaya geçmem ise biraz zaman aldı. Genel olarak söyleyebileceğim şey, bizi şaşırtmayan bir Z.Livaneli kitabı olduğu. Daha detay yorumlamalarıma geçersek:
- Konu bana çok dağınık geldi. Bir ordan bir burdan bahsederken, herşeyin bir şekilde otelde bitmesi ya da oteldeki bir kişiden çıkması çok da tatmin edici gelmedi bana.
- Çok ama gerçekten çok fazla karakter vardı. Belki kitabı dinamik tutuyor çok karakter olması diyebilirsiniz tabi ama bir yandan da karakteri anlamadan hikayesinin bitmesine de neden oluyor. Sanki bir sürü küçük öykü birleşmiş de bir roman olmuş gibi. Romanda yine de öne çıkan 3 karakter vardı ama ne bileyim, daha çok onları anlatsın istedim.
- Spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım ama ana karakterin hastalanması hatta hastalığı bana çok zorlama geldi. Hikayeyi çok dağıttım, dur şimdi toparlayayım gibi bir çabası vardı sanki.
Bu noktalar kitaptan keyif almamı azıcık etkilese de yine de gayet rahatlıkla okuduğum bir kitap oldu benim için. Bence okunmaya değer.
Bu hafta itibarı ile de Trendeki Kız'ı okumaya başladım. Heryerde yorumları çok iyi. Ama benim 100 sayfa kadar oldu, hala akmıyor hikaye. Acaba tüm kitap böyle sürünecek mi diye düşünmeden edemiyorum. Bakalım, hafta sonu güzel bir okuma zamanı yakalarsam, pazartesi de burada Trendeki Kız'ı görebilirsiniz:)
İyi okumalar
Sibel
Uzun zamandır herhangi bir yazı girmediğimi farkettim. Bu hiçbirşey okumuyorum anlamına gelmesi lütfen:) Okudum hem de bir sürü ama son zamanlarda çizgi romanlara çok takıldım. Onları da burada tanıtmak çok manalı gelmedi, o nedenle de yazmadım. Ama bu arada 2 de kitap okudum.
Okuduklarımdan biri "O Adam Buraya Gelecek"ti, yani Pucca'nın 5. kitabı. İlk dört tanesinden farklı olmadığı için, bu kitap adına bir yazı girmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Pucca'nın yazımını seviyorsanız, zaten seveceksinizdir.
Bir diğeri ise size bu yazıda bahsetmek istediğim Konstantiniyye Oteli. Zülfü Livaneli de benim ne yazsa okurum diyeceğim yazarlar arasında. O nedenle yeni kitabı çıktığında, hiç düşünmeden aldım. Okumaya geçmem ise biraz zaman aldı. Genel olarak söyleyebileceğim şey, bizi şaşırtmayan bir Z.Livaneli kitabı olduğu. Daha detay yorumlamalarıma geçersek:
- Konu bana çok dağınık geldi. Bir ordan bir burdan bahsederken, herşeyin bir şekilde otelde bitmesi ya da oteldeki bir kişiden çıkması çok da tatmin edici gelmedi bana.
- Çok ama gerçekten çok fazla karakter vardı. Belki kitabı dinamik tutuyor çok karakter olması diyebilirsiniz tabi ama bir yandan da karakteri anlamadan hikayesinin bitmesine de neden oluyor. Sanki bir sürü küçük öykü birleşmiş de bir roman olmuş gibi. Romanda yine de öne çıkan 3 karakter vardı ama ne bileyim, daha çok onları anlatsın istedim.
- Spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım ama ana karakterin hastalanması hatta hastalığı bana çok zorlama geldi. Hikayeyi çok dağıttım, dur şimdi toparlayayım gibi bir çabası vardı sanki.
Bu noktalar kitaptan keyif almamı azıcık etkilese de yine de gayet rahatlıkla okuduğum bir kitap oldu benim için. Bence okunmaya değer.
Bu hafta itibarı ile de Trendeki Kız'ı okumaya başladım. Heryerde yorumları çok iyi. Ama benim 100 sayfa kadar oldu, hala akmıyor hikaye. Acaba tüm kitap böyle sürünecek mi diye düşünmeden edemiyorum. Bakalım, hafta sonu güzel bir okuma zamanı yakalarsam, pazartesi de burada Trendeki Kız'ı görebilirsiniz:)
İyi okumalar
Sibel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)