Merhaba
İlk defa ipadden yazıyorum. O nedenle ne nasıl olacak inanın bilmiyorum. Baştan kusura bakmayın demiş olayım. Mesela bir türlü resim koyamadım. Neyse, gelelim kitabımıza.
Yine son zamanlardaki klasik sorunsalım kendini gösterdi, yani kitabın içine girmem yine zaman aldı. Vikitaba göre 15 günlük bir okuma sürecim var ki rahatlıkla 5 günde bitebilecek bir kitap aslında. Yarısına gelmem 12 gün, tamamlamam da 3 gün sürdü:)))
Kitap bir ailenin hayatı aslında çok çok özetle. Dede Ethem, anneanne Samire, kızları Yaşar, torunları Lorin ve onun oğlu Kaan'ın hayatı. Araya giren bir önemli karakter de Doruk. Ethem istemediği bir evlilik yapar ( neden olduğunu anlatmayayım, çok fazla spoiler olur) ve onun yaşadığı mutsuzluklar tüm ailesine sirayet eder. Samire sevilmeyen bir kadın olmanın ve çok çok genç yaşta evlenmenin tüm zorluklarını yaşar. Yaşar, kendisini sürekli babasına ispatlamaya çalışır ve sert durmak uğruna sevgisiz bir kadın olur çıkar. Lorin mutsuz bir çocukluk, yanlış bir evlilik sonrası Doruk'la mutluluğu yakaladığını zanneder ama yine mutsuzluk kapısındadır. Kaan ise ailenin en küçüğü ve de en masumu olarak ailenin tüm mutsuzluklarından etkilenir. Yan karakter Doruk ise kadınları elde ettikten sonra gitmeyi tercih eden erkek modeli. Tüm bu hayatlar, mutsuzlukları, birbirlerini ve kendilerini anlamaları anlatılıyor kitapta.
Bir 1997'den bir olay, bir 1977 sonra 1948'den bambaşka bir hikaye karakterlerin birbirleri ile ilişkilerini anlamayı biraz zorlaştırıyor bence. Onun yerine kronolojik bir zaman örgüsü ile anlatılsaydı hikaye sanki daha hoşuma giderdi benim. Karakterlerin hepsini ayrı ayrı çok sevdim ama benim en favorim (böyle bir tabir de olur mu demeyin, yaptım oldu işte) Samire. Kitabım finalini kendisini yapıyor ve öyle bir nokta koyuyor ki, tüm taşlar yerine oturuyor. En kızdığım karakter de Yaşar. Kendisini mutsuz etmek için bu derece uğraşmasını, kızına bu derece uzak olmasını bir türlü sindiremedim gitti içime. Onun dışında kötülük kupası tabi ki Doruk'a gidiyor. Kendisini aşık ettirene kadar bin takla atan ve sonra da sıkılıp yok olan hatta aldatan bir adam hepimizin hayatında öyle ya da böyle vardır. İşte Doruk o özelliklerin hepsini kendinde topluyor:))
Bence okuyun kitabı, biraz depresif olsa da mutsuz etmiyor kitap bittiğinde. Çok uzun bir yazı oldu bu sefer. Umarım sıkılmadınız. Bir sonraki kitap da lux serisinin dördüncüsü Köken. Bekle beni Daemon geliyorum:)))
Görüşmek üzere
Sibel
26 Aralık 2013 Perşembe
9 Aralık 2013 Pazartesi
CEHENNEM - Dan Brown
Uzun bir aradan sonra merhaba,
Bir önceki yazımda da görebileceğiniz gibi kitabımız Dan Brown'un Cehennem'i.
Kitabın Dante'nin İlahi Komedyası'ndan yola çıkıp bizi Floransa, Venedik ve İstanbul'da dolaştıran bir hikayesi var. Kahramanımız bu sefer dünyanın geleceğinin büyük bir salgın neticesinde insanların ölmesi ile kurtulacağına inanan bir bilim adamının, bunu gerçekleştirmesini engellemeye çalışıyor. Yine bin bir türlü bulmacalar, tüme varımlar var hikayede. Her an ilginizi ayakta tutan, acaba şimdi ne olacak dedirten bir kitap. Özellikle son 100 sayfasında, tüh bu da mı doğru değilmiş, ee şimdi ne olacak, yetişebilecek mi gibi sorularım birbirini takip ederek çok büyük bir heyecanla okudum.
Floransa ve Venedik'i gezmiş kişilerin çok daha fazla keyif alacaklarını düşündüm aslında okurken. Ben iki ülkeye de gitmedim, o nedenle bahsi geçen eserleri ya da anıtları ancak internetten bakarak gözümde canlandırmaya çalıştım ama eminim gidip gördüğüm, havasını soluduğum yerler olsaydı, çok farklı bir tat alırdım.
Bu arada dediğim gibi, kitapta anlatılan yerlerle ilgili bir sürü yazı var, google'a danıştığınızda sayfa sayfa karşınıza çıkacak yerler hakkında bilgi verip görsel olarak size onu tattıran bir sürü sayfa var.
Kitap okunmaya değer mi? Kesinlikle evet. Gerilim, polisiye kitaplardan hoşlanıyorsanız zaten çoktan okumuşsunuzdur sanırım:)
Bir sonraki kitabımız da İclal Aydın'dan Bir Cihan Bir Kafes olacak. Bu kitabı da okuduğumda tüm ödünç kitaplarımı bitirmiş olup, kendi kitaplarım arasından bir okuma listesi oluşturabileceğim:)
Görüşmek üzere
Sibel
Bir önceki yazımda da görebileceğiniz gibi kitabımız Dan Brown'un Cehennem'i.
Kitabın Dante'nin İlahi Komedyası'ndan yola çıkıp bizi Floransa, Venedik ve İstanbul'da dolaştıran bir hikayesi var. Kahramanımız bu sefer dünyanın geleceğinin büyük bir salgın neticesinde insanların ölmesi ile kurtulacağına inanan bir bilim adamının, bunu gerçekleştirmesini engellemeye çalışıyor. Yine bin bir türlü bulmacalar, tüme varımlar var hikayede. Her an ilginizi ayakta tutan, acaba şimdi ne olacak dedirten bir kitap. Özellikle son 100 sayfasında, tüh bu da mı doğru değilmiş, ee şimdi ne olacak, yetişebilecek mi gibi sorularım birbirini takip ederek çok büyük bir heyecanla okudum.
Floransa ve Venedik'i gezmiş kişilerin çok daha fazla keyif alacaklarını düşündüm aslında okurken. Ben iki ülkeye de gitmedim, o nedenle bahsi geçen eserleri ya da anıtları ancak internetten bakarak gözümde canlandırmaya çalıştım ama eminim gidip gördüğüm, havasını soluduğum yerler olsaydı, çok farklı bir tat alırdım.
Bu arada dediğim gibi, kitapta anlatılan yerlerle ilgili bir sürü yazı var, google'a danıştığınızda sayfa sayfa karşınıza çıkacak yerler hakkında bilgi verip görsel olarak size onu tattıran bir sürü sayfa var.
Kitap okunmaya değer mi? Kesinlikle evet. Gerilim, polisiye kitaplardan hoşlanıyorsanız zaten çoktan okumuşsunuzdur sanırım:)
Bir sonraki kitabımız da İclal Aydın'dan Bir Cihan Bir Kafes olacak. Bu kitabı da okuduğumda tüm ödünç kitaplarımı bitirmiş olup, kendi kitaplarım arasından bir okuma listesi oluşturabileceğim:)
Görüşmek üzere
Sibel
26 Kasım 2013 Salı
HASRET - Canan Tan
Merhaba,
Bu kitabı okumam çok uzun sürdü nedense. Başladım, araya başka kitaplar girdi. Onlar bitti, tam elimi attım kitaba bu sefer de Ot dergisi girdi araya. Nitekim 20 günden fazla elimde gezdi durdu kitap. Aslında gayet de akıcı bir kitap ama benim içine girmem biraz zor oldu.
Konusu çok güzel aslında. Bir Rum kızı Patricia ile Türk beyi Tacettin arasında yaşanılan bir aşk hikayesi etrafında dönüyor. Aşkın meyvesi "Ali" doğuyor ama ailelerin itirazı sonrasında ve de mübadele neticesinde yolları ayrılıyor aşıkların. Patricia bir daha hiç evlenmiyor ve Yunanistan'da çocuğunu büyütmeye adıyor kendini. Tacettin ise bir süre sonra evlenip yeni bir hayat kuruyor kendine, hiç bir zaman Patricia ve Ali'yi unutmadan, unutamadan.
Kitap 2 bölüm hatta 3 bölümden oluşuyor. İlk kitap Tacettin ve Patricia aşkını ve mübadeleyi, ikinci kitap Tacettin'in ikinci evliliğini ve üçüncü kitap da Ali ile buluşmalarını anlatıyor. Sonu çok güzel, mutluluk ve umut verici bitiyor.
Kitap boyunca Tacettin'e çokça kızdım kendimce, hatta bu kitabın gerçek bir hikayeden yola çıktığını düşündükçe daha da çok kızdım. Bir insan bu derece çok sevdiği bir kişiyi sırf ailesi istemiyor diye bırakır mı hatta herşeyi geçtim mübadeleden kurtarma şansı varken çocuğunun gitmesine göz yumar mı? Bunu anlayamadım, halen kızgınım:)
Neyse çok detaya girdim bu sefer, okuyun seveceksiniz eminim.
Bir sonraki kitabımız da Dan Brown'un Cehennem'i olacak. Görüşmek üzere
Sibel
Bu kitabı okumam çok uzun sürdü nedense. Başladım, araya başka kitaplar girdi. Onlar bitti, tam elimi attım kitaba bu sefer de Ot dergisi girdi araya. Nitekim 20 günden fazla elimde gezdi durdu kitap. Aslında gayet de akıcı bir kitap ama benim içine girmem biraz zor oldu.
Konusu çok güzel aslında. Bir Rum kızı Patricia ile Türk beyi Tacettin arasında yaşanılan bir aşk hikayesi etrafında dönüyor. Aşkın meyvesi "Ali" doğuyor ama ailelerin itirazı sonrasında ve de mübadele neticesinde yolları ayrılıyor aşıkların. Patricia bir daha hiç evlenmiyor ve Yunanistan'da çocuğunu büyütmeye adıyor kendini. Tacettin ise bir süre sonra evlenip yeni bir hayat kuruyor kendine, hiç bir zaman Patricia ve Ali'yi unutmadan, unutamadan.
Kitap 2 bölüm hatta 3 bölümden oluşuyor. İlk kitap Tacettin ve Patricia aşkını ve mübadeleyi, ikinci kitap Tacettin'in ikinci evliliğini ve üçüncü kitap da Ali ile buluşmalarını anlatıyor. Sonu çok güzel, mutluluk ve umut verici bitiyor.
Kitap boyunca Tacettin'e çokça kızdım kendimce, hatta bu kitabın gerçek bir hikayeden yola çıktığını düşündükçe daha da çok kızdım. Bir insan bu derece çok sevdiği bir kişiyi sırf ailesi istemiyor diye bırakır mı hatta herşeyi geçtim mübadeleden kurtarma şansı varken çocuğunun gitmesine göz yumar mı? Bunu anlayamadım, halen kızgınım:)
Neyse çok detaya girdim bu sefer, okuyun seveceksiniz eminim.
Bir sonraki kitabımız da Dan Brown'un Cehennem'i olacak. Görüşmek üzere
Sibel
13 Kasım 2013 Çarşamba
P*Ç GÜVEYSİNDEN HALLİCE - Samihazinses
Merhaba,
Yine bir Dizüstü Edebiyat kitabı ile burdayım.
Kısaca konusuna gelirsek; Hüsnü ise bir kadınla birlikte olmak için hiç bir şeyden kaçınmayan, uzun ilişki diye bir tabirin lugatında olmadığı, genel geçer ilişkiler içinde yaşayan bir adamdır.
Müjgan'a aşık olduğunu an ise değişir ve
bildiğiniz aşık adam moduna hızlı bir geçiş yapar:)Müjgan'dan beklediği cevabı da bulamaz, mutlu son değil yani:)
Kitap süresince bu anlattıkları gerçek hayat mı, Hüsnü ve Müjgan gerçekten var mı yok mu, ne kadarı abartı ne kadarı doğru gibi sorular kafamda uçuştu durdu. Diğer Dizüstü edebiyat serilerinden farklı olarak, bu kitap bir blog gibi değil de daha çok bir roman gibiydi. 13. baskısı elimdeki, buna rağmen hala bir sürü basım hatası vardı. Bu durum da beni çok rahatsız etti açıkçası. Onun dışında yine eğlenceli, okunabilir bir kitaptı.
Okuma listeme geri dönüyorum, bir sonraki kitap Hasret:)
Görüşmek üzere
Sibel
Yine bir Dizüstü Edebiyat kitabı ile burdayım.
Kısaca konusuna gelirsek; Hüsnü ise bir kadınla birlikte olmak için hiç bir şeyden kaçınmayan, uzun ilişki diye bir tabirin lugatında olmadığı, genel geçer ilişkiler içinde yaşayan bir adamdır.
bildiğiniz aşık adam moduna hızlı bir geçiş yapar:)Müjgan'dan beklediği cevabı da bulamaz, mutlu son değil yani:)
Kitap süresince bu anlattıkları gerçek hayat mı, Hüsnü ve Müjgan gerçekten var mı yok mu, ne kadarı abartı ne kadarı doğru gibi sorular kafamda uçuştu durdu. Diğer Dizüstü edebiyat serilerinden farklı olarak, bu kitap bir blog gibi değil de daha çok bir roman gibiydi. 13. baskısı elimdeki, buna rağmen hala bir sürü basım hatası vardı. Bu durum da beni çok rahatsız etti açıkçası. Onun dışında yine eğlenceli, okunabilir bir kitaptı.
Okuma listeme geri dönüyorum, bir sonraki kitap Hasret:)
Görüşmek üzere
Sibel
10 Kasım 2013 Pazar
Beni Hep Sev - Pinkfreud
Merhaba
Canan Tan'dan Hasret'e başlayacağımı söylemiştim bir önceki yayınımda. Ama durum öyle değil:) Hasret başucumda beklemede. Kuzenimden Okuyan Us yayınlarının Dizüstü Edebiyat serisinden iki kitabını ödünç aldım, o nedenle onlara öncelik verdim. İlk kitabımız da Beni Hep Sev.
Okuyanlar hatırlayacaktır, Sorun Bende Değil Sende kitabında, Bora aramış ve Pelin'le buluşmaya karar vermişlerdi. Bu kitapta buluşma gerçekleşiyor ve de Pelin Bora ilişkisi yeniden start alıyor. İlişki başlayana kadar Pelin bir de Emir'le tanışıyor ve bir yandan da onunla sevgili oluyor. Anlayacağınız Pelin bu kitapta iki sevgiliyi birden idare ediyor. Ayaklarını yerden kesen ama bir yandan da hiç güvenemediği Bora ve de mantığının doğru adam olduğunu söylediği ama bir yandan da içini pır pır ettirmeyen Emir. Pelin'in gitgelleri ve yaşadıklarını okuyoruz yani. Evet edebi bir kitap değil, belki de hiçbirşey katmıyor bize ama okuması çok keyifli. Bu dizüstü edebiyatın tamamı için bu yorumu yapabilirim hatta zaten.
Kitap içinde bazı sözler ise gerçekten hepimizin hayatında aklımızdan geçen, tecrübe ettiğimiz şeyler:
"Beynimi dinleyip mutlu olmaktansa, kalbimi dinleyip mutsuz olmayı tercih ediyorum", "Hayat böyle birşeydi işte, içinde hep bir umut saklardı ve bizler o umutların gerçekleşmeyeceğini bile bile yaşamaya devam ederdik" gibi bir sürü sizi kısa süre de olsa düşündürece cümlelerle bezeli kitap.
Bence rahat bir okuma istiyorsanız, arkadaşınızla konuşuyormuş gibi bir yazım istiyorsanız bu kitabı hiç düşünmeden okuyun, kesinlikle çok eğleneceksiniz.
Bir sonraki kitabımız da P*iç Güveysinden Hallice, görüşmek üzere
Sibel
Canan Tan'dan Hasret'e başlayacağımı söylemiştim bir önceki yayınımda. Ama durum öyle değil:) Hasret başucumda beklemede. Kuzenimden Okuyan Us yayınlarının Dizüstü Edebiyat serisinden iki kitabını ödünç aldım, o nedenle onlara öncelik verdim. İlk kitabımız da Beni Hep Sev.
Okuyanlar hatırlayacaktır, Sorun Bende Değil Sende kitabında, Bora aramış ve Pelin'le buluşmaya karar vermişlerdi. Bu kitapta buluşma gerçekleşiyor ve de Pelin Bora ilişkisi yeniden start alıyor. İlişki başlayana kadar Pelin bir de Emir'le tanışıyor ve bir yandan da onunla sevgili oluyor. Anlayacağınız Pelin bu kitapta iki sevgiliyi birden idare ediyor. Ayaklarını yerden kesen ama bir yandan da hiç güvenemediği Bora ve de mantığının doğru adam olduğunu söylediği ama bir yandan da içini pır pır ettirmeyen Emir. Pelin'in gitgelleri ve yaşadıklarını okuyoruz yani. Evet edebi bir kitap değil, belki de hiçbirşey katmıyor bize ama okuması çok keyifli. Bu dizüstü edebiyatın tamamı için bu yorumu yapabilirim hatta zaten.
Kitap içinde bazı sözler ise gerçekten hepimizin hayatında aklımızdan geçen, tecrübe ettiğimiz şeyler:
"Beynimi dinleyip mutlu olmaktansa, kalbimi dinleyip mutsuz olmayı tercih ediyorum", "Hayat böyle birşeydi işte, içinde hep bir umut saklardı ve bizler o umutların gerçekleşmeyeceğini bile bile yaşamaya devam ederdik" gibi bir sürü sizi kısa süre de olsa düşündürece cümlelerle bezeli kitap.
Bence rahat bir okuma istiyorsanız, arkadaşınızla konuşuyormuş gibi bir yazım istiyorsanız bu kitabı hiç düşünmeden okuyun, kesinlikle çok eğleneceksiniz.
Bir sonraki kitabımız da P*iç Güveysinden Hallice, görüşmek üzere
Sibel
3 Kasım 2013 Pazar
SON OYUN - Ahmet Altan
Merhaba
Birazcık uzun sürse de sonunda Son Oyun bitti.
Ahmet Altan'ın sanırım tüm kitaplarını okudum. Son Oyun da uzun zamandır elimde bekleyenler arasındaydı, artık sırası gelmişti demek ki:)
Bir yazarın küçük bir kasabaya yerleşip, orada yaşadığı ilişkiler, entrikalar, aşklar, çekişmeler, cinayetler etrafında şekillenen bir hikayesi var kitabın. Normalde Ahmet Altan'ın bir kadın ağzından hikayelerini anlatmasına alışkınız, bu öyle değil, doğrudan yazarın ağzından anlatılıyor. Ahmet Altan'ın romanlarında alışkın olduğumuz bir diğer özellik de sevişmelerin uzun uzun tasvir edilmesidir aslında, bu kitapta ise çok yüzelsel geçiyor tüm sevişmeler, bir oldu bitti havasında. Bu da beni şaşırtan bir başka özelliğiydi kitabın.
Hoşlanmadığım noktalara gelince; kitapta çok fazla karakter var ve bu karakterlerin yerine oturması oldukça zaman alıyor. Kim kimdir kitabın ortasında kafanıza yerleşiyor. Tanrı ve kutsal kitaplar üzerinden onunla sohbeti de kitabın sevmediğim kısımları oldu. Tüm kutsal kitaplardan alıntılar yapıp, kendi yaşadığı hikayeye parallellikleri belirtmesi, ahireti 'ikinci cilt' olarak belirtmesi, Allah'ı bir roman yazarı olarak tanımlamasından çok hoşlanmadım itiraf etmeliyim ki.
Okunması gereken bir kitap mı? Bence çok değil. Kötü müydü? Hayır. İyi miydi? Ona da hayır. Çok orta halliydi bence.
Bu arada ilk izleyicim Nuran, hoşgeldin:) Artık bir izleyicim var, çok mutlu oldum..
Bir sonraki kitabım Canan Tan'ın Hasret'i. Bu akşam itibarı ile başlarım sanırım. Bakalım o nasılmış.
Görüşürüz
Sibel
Birazcık uzun sürse de sonunda Son Oyun bitti.
Ahmet Altan'ın sanırım tüm kitaplarını okudum. Son Oyun da uzun zamandır elimde bekleyenler arasındaydı, artık sırası gelmişti demek ki:)
Bir yazarın küçük bir kasabaya yerleşip, orada yaşadığı ilişkiler, entrikalar, aşklar, çekişmeler, cinayetler etrafında şekillenen bir hikayesi var kitabın. Normalde Ahmet Altan'ın bir kadın ağzından hikayelerini anlatmasına alışkınız, bu öyle değil, doğrudan yazarın ağzından anlatılıyor. Ahmet Altan'ın romanlarında alışkın olduğumuz bir diğer özellik de sevişmelerin uzun uzun tasvir edilmesidir aslında, bu kitapta ise çok yüzelsel geçiyor tüm sevişmeler, bir oldu bitti havasında. Bu da beni şaşırtan bir başka özelliğiydi kitabın.
Hoşlanmadığım noktalara gelince; kitapta çok fazla karakter var ve bu karakterlerin yerine oturması oldukça zaman alıyor. Kim kimdir kitabın ortasında kafanıza yerleşiyor. Tanrı ve kutsal kitaplar üzerinden onunla sohbeti de kitabın sevmediğim kısımları oldu. Tüm kutsal kitaplardan alıntılar yapıp, kendi yaşadığı hikayeye parallellikleri belirtmesi, ahireti 'ikinci cilt' olarak belirtmesi, Allah'ı bir roman yazarı olarak tanımlamasından çok hoşlanmadım itiraf etmeliyim ki.
Okunması gereken bir kitap mı? Bence çok değil. Kötü müydü? Hayır. İyi miydi? Ona da hayır. Çok orta halliydi bence.
Bu arada ilk izleyicim Nuran, hoşgeldin:) Artık bir izleyicim var, çok mutlu oldum..
Bir sonraki kitabım Canan Tan'ın Hasret'i. Bu akşam itibarı ile başlarım sanırım. Bakalım o nasılmış.
Görüşürüz
Sibel
20 Ekim 2013 Pazar
AYNI YILDIZIN ALTINDA - John Green

Merhaba, dün yeni bir kitap tanıtımı yapmıştım aslında ama yine bildiğiniz gibi bu kitap da elimde bitmek üzereydi.
Bir çok blogda çokça adını duyduğum ve çok beğenildiği için de çok merak ettiğim bir kitaptı. Yine "ergen" kitabı olarak nitelendirebileceğim bir kitap. İçimdeki ergen halen hayatta, o nedenle yine okumaktan tutamadım kendimi:) Fakat ne yazık ki bu sefer çok beğendiğimi belirtemeyeceğim.
Konusunu bir çok yerde duymuşsunuzdur ama kısaca özetlemem gerekirse iki genç kanser hastasının birbirine olan aşkı anlatılıyor. Agustus ve de Hazel Grace'in aşk hikayesi. 17 yaşındalar ve ikisi de kanserler, hatta bir kanser destek grubunda tanışıyorlar. Çok güzel, naif bir aşk yaşıyorlar, sonu mutsuz bitiyor. Okunmaya değer mi? Evet, kötü değil ama büyük büyük beklentileriniz de olmasın bence.
Kitapta en çok hoşuma giden şeyin, yıldızları kullanarak yaptığı betimlemeler olduğunu söylemem lazım, şampanyanın tadını bin tane yıldız yutmaya benzetmesi ya da Agustus'un yazarlığından bahsederken "yıldızları yapabiliyorum ama onları bir takım yıldızı haline getiremiyorum" demesi gibi betimlemeler bahsettiklerim. Bu tür ufak detaylar aslında kitabın benim gözümdeki yerini yükseltiyor.
Bir sonraki kitabımız Ahmet Altan'ın Son Oyun'u. Görüşmek üzere..
Sibel
Merhaba, dün yeni bir kitap tanıtımı yapmıştım aslında ama yine bildiğiniz gibi bu kitap da elimde bitmek üzereydi.
Bir çok blogda çokça adını duyduğum ve çok beğenildiği için de çok merak ettiğim bir kitaptı. Yine "ergen" kitabı olarak nitelendirebileceğim bir kitap. İçimdeki ergen halen hayatta, o nedenle yine okumaktan tutamadım kendimi:) Fakat ne yazık ki bu sefer çok beğendiğimi belirtemeyeceğim.
Konusunu bir çok yerde duymuşsunuzdur ama kısaca özetlemem gerekirse iki genç kanser hastasının birbirine olan aşkı anlatılıyor. Agustus ve de Hazel Grace'in aşk hikayesi. 17 yaşındalar ve ikisi de kanserler, hatta bir kanser destek grubunda tanışıyorlar. Çok güzel, naif bir aşk yaşıyorlar, sonu mutsuz bitiyor. Okunmaya değer mi? Evet, kötü değil ama büyük büyük beklentileriniz de olmasın bence.
Kitapta en çok hoşuma giden şeyin, yıldızları kullanarak yaptığı betimlemeler olduğunu söylemem lazım, şampanyanın tadını bin tane yıldız yutmaya benzetmesi ya da Agustus'un yazarlığından bahsederken "yıldızları yapabiliyorum ama onları bir takım yıldızı haline getiremiyorum" demesi gibi betimlemeler bahsettiklerim. Bu tür ufak detaylar aslında kitabın benim gözümdeki yerini yükseltiyor.
Bir sonraki kitabımız Ahmet Altan'ın Son Oyun'u. Görüşmek üzere..
Sibel
19 Ekim 2013 Cumartesi
Sevgi Uğruna Yaptıklarımız - Kristin Hannah
Merhaba
Uzun zaman oldu aslında bu kitabı okuyalı, hatta üstüne bir kitap daha bitmek üzere ama araya bayram tatili girince ancak yazabiliyorum.
Kristin Hannah'ın nerdeyse tüm kitaplarını okumuşumdur sanırım. Bildiğiniz gibi genelde yaşam içinden, aile hikayeleri, arkadaşlık ilişkileri, anne-baba-çocuklar ekseninde dönen hikayeler anlatır. Bu kitapta da çocuğu olmadığı için boşanmanın kıyısına gelen bir kadınla, annesi tarafından istenilmeyen çocuk olarak doğmuş ve kendisi de çok genç yaşta hamile kalan bir genç kızın eksenlerinde geçiyor. Tüm hikaye çok yaşanılabilir, anlatılanlar karakterlerin başına gelebilir şeyler. Sanırım bu nedenle de kitaplar çok kolay okunabilir oluyor. Benim tek eleştirim olayların kurgusunun çok uzun tutulması. 400 küsür sayfalık bir kitaptı bu mesela ama bence yarı sayfada da aynı hikaye anlatılabilirdi.
Çevirisi de çok başarılıydı. Okurken hiç rahatsız olmuyorsunuz, sanki orjinal dilinde okuyormuş gibi. Kafanızı çok yormayacağınız, zaman zaman hüzünlendirecek, zaman zaman da gülümsetecek bir roman arıyorsanız işte karşınızda. İyi okumalar
Bir sonraki kitabımız Aynı Yıldızın Altında, kitap bitmek üzere. Çok yakında da burada:))
Görüşmek üzere
Sibel
Merhaba
Uzun zaman oldu aslında bu kitabı okuyalı, hatta üstüne bir kitap daha bitmek üzere ama araya bayram tatili girince ancak yazabiliyorum.
Kristin Hannah'ın nerdeyse tüm kitaplarını okumuşumdur sanırım. Bildiğiniz gibi genelde yaşam içinden, aile hikayeleri, arkadaşlık ilişkileri, anne-baba-çocuklar ekseninde dönen hikayeler anlatır. Bu kitapta da çocuğu olmadığı için boşanmanın kıyısına gelen bir kadınla, annesi tarafından istenilmeyen çocuk olarak doğmuş ve kendisi de çok genç yaşta hamile kalan bir genç kızın eksenlerinde geçiyor. Tüm hikaye çok yaşanılabilir, anlatılanlar karakterlerin başına gelebilir şeyler. Sanırım bu nedenle de kitaplar çok kolay okunabilir oluyor. Benim tek eleştirim olayların kurgusunun çok uzun tutulması. 400 küsür sayfalık bir kitaptı bu mesela ama bence yarı sayfada da aynı hikaye anlatılabilirdi.
Çevirisi de çok başarılıydı. Okurken hiç rahatsız olmuyorsunuz, sanki orjinal dilinde okuyormuş gibi. Kafanızı çok yormayacağınız, zaman zaman hüzünlendirecek, zaman zaman da gülümsetecek bir roman arıyorsanız işte karşınızda. İyi okumalar
Bir sonraki kitabımız Aynı Yıldızın Altında, kitap bitmek üzere. Çok yakında da burada:))
Görüşmek üzere
Sibel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)