Sibel'in Kitaplari
26 Mayıs 2020 Salı
Muhtelif Lüks Bisküit - Murat Işık
Merhaba,
Yeni bir kitap yeni bir heyecan her zaman benim için. Kitap almadan önce deli gibi inceleyen, araştıran, okuyan biri olmadım ben. Evet, bazı yazarlar var, her durumda okurum dediğim ama onun dışında ismini beğenmem de kitabı almam için bir faktördür.
Muhtelif Lüks Bisküit de tam olarak bu kapsama giriyor. Kendimi kaybettiğim ve sayısız kitabı sepetime eklediğim günlerden birinde, kitabı görüp "aaa, çok güzel" deyip aldıklarımdan biri. Neden önceliklendirdiğime gelirse de, kitaplığımın okunmayan yaklaşık 200 kitabına bakarken, yine ismini görüp beğenmem sebebi.
Kitaplara başlarken Goodreads'e giriş yapıyorum mutlaka ve ancak o zaman herhangi bir yorum varsa, onları okuyorum. Eğer genelde olumlu yorumları varsa, ki bu kitap için durum buydu, "kitap seçimi iyi oldu galiba" duygusunu yaşatıyor, eğer kötü yorumlar varsa "hay allah, bakalım ben nasıl bulacağım" duygusunu. Yani kötü yorum varsa da kitabı elimden bırakmamı sağlamıyor aslında.
Neyse, bu uzuuun girişten sonra biraz da kitaptan bahsedeyim. Yazar Murat Işık'ın ana mesleği değil aslında yazarlık. Kendisi bir reklamcı. Reklamcıların da geniş hayal dünyaları olduğuna inananlardanım, o nedenle nedense kurgunun akıcı olduğuna inanıyordum en başından, doğru da çıktı. Kahramanımız bir Holding'in veliahtı ve aile büyüklerinden birinin vefatı ile aile geçmişi ile ilgili bazı ipuçları buluyor. Bu ipuçlarının peşinden gitmeye karar vermesi de hikayeyi oluşturuyor. Hem mübadele zamanına dayanan bir aşk hikayesi, hem bir günümüz flörtü okuyoruz kitapta. İkisinin arasındaki geçişler de, olayların kendi içerisindeki akışlar da başarılı bence. Hiç bir anında sıkılmadan, gayet keyifli bir okuma oldu benim için.
Kafam çok yorulmasın ama çok da boş bir kitap okuduğumu hissetmeyeyim diyorsanız, bence edinebilirsiniz bu kitabı. Edebi olarak ne kattı ya da katar bilmiyorum ama bence güzel bir okuma olacaktır.
Görüşmek üzere
Sibel
21 Mayıs 2020 Perşembe
Merhaba,
Çoook uzun zamandır yazmıyorum. Zaten çok yeniydim bu mecrada. Üstüne bir de yazmayı bırakınca çok kısıtlı olan takipçi sayım artık sıfırlanmıştır sanırım. Yapılacak birşey yok, kendim ettim kendim buldum :)
Olsun, ben kendim için tekrar yazmaya başlamak istedim. Yine kitaplar olacak yazacaklarım tabi ki ama başka şeyler de yazar mıyım bilmiyorum. Nasıl şu anda içimden yazmak geldiyse belki farklı konularda da yazmak içimden geli kim bilir.
Neyse, hoşbuldum tekrardan, görüşmek üzere..
Çoook uzun zamandır yazmıyorum. Zaten çok yeniydim bu mecrada. Üstüne bir de yazmayı bırakınca çok kısıtlı olan takipçi sayım artık sıfırlanmıştır sanırım. Yapılacak birşey yok, kendim ettim kendim buldum :)
Olsun, ben kendim için tekrar yazmaya başlamak istedim. Yine kitaplar olacak yazacaklarım tabi ki ama başka şeyler de yazar mıyım bilmiyorum. Nasıl şu anda içimden yazmak geldiyse belki farklı konularda da yazmak içimden geli kim bilir.
Neyse, hoşbuldum tekrardan, görüşmek üzere..
28 Aralık 2015 Pazartesi
21. NASİPSE ADAYIZ - Ercan Kesal
Merhaba,
Senenin son yazısıyla karşınızdayım:) Eğlenceli ve okuması çok keyifli bir kitapla kapanış yapıyor olmaktan da mutluyum.
Ercan Kesal, bildiğiniz gibi aslında bir doktor. Sonrasında kendisini dizi oyuncusu, film oyuncusu ve de yazar olarak gördük. Yazarlığı 90'larda dergilerle başlamış aslında ama biz kendisini 2013'teki Peri Gazozu ile tanıdık. Bildiğim kadarı ile Nasipse Adayız kendisinin üçüncü kitabı.
Kitap adından da anlaşılacağı gibi belediye başkan aday adayı olan bir doktorun hikayesi. Nasıl insanların gazına gelip aday adayı olduğunu, kendini iyice kaptırıp bu süreci nasıl yürüttüğünü okuyoruz. Sonunu yazmayayım ama tahmin edilebilir bir sonu var tabi. Çok ama çok eğlenceli bir yazım dili vardı. Kısa kısa bölümler ve net anlatımları var. Seçimlerde bir çok aday adayının aslında başından neler geçiyor onu anlıyoruz okudukça:)
Bence okuyun.
Seneyi 33 kitapla bitirdim. Buraya gerçi 21'ini yazmışım:) Önümüzdeki senenin hedefi yine 52. Bakalım bu sene belki olur, kim bilir:)))
Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere
Sibel
Senenin son yazısıyla karşınızdayım:) Eğlenceli ve okuması çok keyifli bir kitapla kapanış yapıyor olmaktan da mutluyum.
Ercan Kesal, bildiğiniz gibi aslında bir doktor. Sonrasında kendisini dizi oyuncusu, film oyuncusu ve de yazar olarak gördük. Yazarlığı 90'larda dergilerle başlamış aslında ama biz kendisini 2013'teki Peri Gazozu ile tanıdık. Bildiğim kadarı ile Nasipse Adayız kendisinin üçüncü kitabı.
Kitap adından da anlaşılacağı gibi belediye başkan aday adayı olan bir doktorun hikayesi. Nasıl insanların gazına gelip aday adayı olduğunu, kendini iyice kaptırıp bu süreci nasıl yürüttüğünü okuyoruz. Sonunu yazmayayım ama tahmin edilebilir bir sonu var tabi. Çok ama çok eğlenceli bir yazım dili vardı. Kısa kısa bölümler ve net anlatımları var. Seçimlerde bir çok aday adayının aslında başından neler geçiyor onu anlıyoruz okudukça:)
Bence okuyun.
Seneyi 33 kitapla bitirdim. Buraya gerçi 21'ini yazmışım:) Önümüzdeki senenin hedefi yine 52. Bakalım bu sene belki olur, kim bilir:)))
Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere
Sibel
21 Aralık 2015 Pazartesi
20. SEN BENİM HAYATIMSIN - Ferzan Özpetek
Merhaba,
Hepinize iyi haftalar öncelikle. Bence bu sene okuduğum kitapların en güzellerinden birinden bahsedeceğim size. Ferzan Özpetek'in 2. kitabı Sen Benim Hayatımsın. İlk kitabı olan İstanbul Kırmızısı'nı da okumuş ama pek de beğenmemiştim aslına bakarsanız. Ama yeni kitabı çıkınca yine de kayıtsız kalamadım ve hatta okuma listemde de üst sıralara yerleştirdim. İyi ki de öyle yapmışım, tadı damağımda kalan bir okuma yaşattı bana.
Kitap kendisinin hayatından kesitler sunan bir anılar silsilesi aslında. Roma'daki film hayatından, yaşadığı aşklardan, komşularından, arkadaşlarından ve şu anki sevgilisi ile olan ilişkiden bahsediyor. Eğer filmlerini izlediyseniz, anlattığı her anektod ya da hikaye aslında filmlerinde de var. Örneğin yaşadıkları apartmanda arkadaşları ile birlikte Pazar günkü öğle yemeklerini anlatıyor, aynen Cahil Periler filmindeki terasta yenilen yemek gibi. Ya da abi-kardeş gay olan iki kişinin ailesine açılmasını anlatıyor, aynen Serseri Mayınlar'da yemek masasında abinin gay olduğunu anlattığı sahne. Demek istediğim filmlerini izlediyseniz pek de yeni bir hikaye okumayacaksınız, buna hazırlıklı olun.
Ben Ferzan Özpetek'in filmlerini de çok severim, belki de bu nedenle kitabı da çok sevdim bilmiyorum. Çok güzel bir anlatımı var, çok naif, samimi ve sevgi dolu. Bahsedilen tüm karakterler, her gün karşımıza çıkmayan özel karakterler. Yaşanılan arkadaşlıklar da aşklar da bu özel karakterlerle birlikte çok daha güzel oluyor. Kendisinin sevgilisine olan aşkını ise resmen kıskandım, ne kadar güzel seviyor dedim sıklıklıkla. Kitap bittikten sonra da Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar'ı tekrar izlediğimi de eklemem lazım:)
Filmlerini seviyorsanız, kitabı de kesinlikle seversiniz diye düşünüyorum. Ona göre karar sizin:) Bence okuyun ama:)
İyi okumalar
Sibel
Hepinize iyi haftalar öncelikle. Bence bu sene okuduğum kitapların en güzellerinden birinden bahsedeceğim size. Ferzan Özpetek'in 2. kitabı Sen Benim Hayatımsın. İlk kitabı olan İstanbul Kırmızısı'nı da okumuş ama pek de beğenmemiştim aslına bakarsanız. Ama yeni kitabı çıkınca yine de kayıtsız kalamadım ve hatta okuma listemde de üst sıralara yerleştirdim. İyi ki de öyle yapmışım, tadı damağımda kalan bir okuma yaşattı bana.
Kitap kendisinin hayatından kesitler sunan bir anılar silsilesi aslında. Roma'daki film hayatından, yaşadığı aşklardan, komşularından, arkadaşlarından ve şu anki sevgilisi ile olan ilişkiden bahsediyor. Eğer filmlerini izlediyseniz, anlattığı her anektod ya da hikaye aslında filmlerinde de var. Örneğin yaşadıkları apartmanda arkadaşları ile birlikte Pazar günkü öğle yemeklerini anlatıyor, aynen Cahil Periler filmindeki terasta yenilen yemek gibi. Ya da abi-kardeş gay olan iki kişinin ailesine açılmasını anlatıyor, aynen Serseri Mayınlar'da yemek masasında abinin gay olduğunu anlattığı sahne. Demek istediğim filmlerini izlediyseniz pek de yeni bir hikaye okumayacaksınız, buna hazırlıklı olun.
Ben Ferzan Özpetek'in filmlerini de çok severim, belki de bu nedenle kitabı da çok sevdim bilmiyorum. Çok güzel bir anlatımı var, çok naif, samimi ve sevgi dolu. Bahsedilen tüm karakterler, her gün karşımıza çıkmayan özel karakterler. Yaşanılan arkadaşlıklar da aşklar da bu özel karakterlerle birlikte çok daha güzel oluyor. Kendisinin sevgilisine olan aşkını ise resmen kıskandım, ne kadar güzel seviyor dedim sıklıklıkla. Kitap bittikten sonra da Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar'ı tekrar izlediğimi de eklemem lazım:)
Filmlerini seviyorsanız, kitabı de kesinlikle seversiniz diye düşünüyorum. Ona göre karar sizin:) Bence okuyun ama:)
İyi okumalar
Sibel
14 Aralık 2015 Pazartesi
19. LOLA VE KOMŞU ÇOCUK - Stephanie Perkins
Merhaba
Bir günde iki kitap yazısı benden şimdiye kadar hiç görmediğiniz birşey ama evet, bu gerçekleşiyor:)
Lola and the Boy Next Door, benim İngilizce İpad'ime yüklediğim kitaplardan biriydi. Young Adult türünde bir kitap olduğunu da bilerek, rahat okunacağını düşündüğümden İngilizce okumayı tercih ettim. O nedenle de kitabın çevirisi, kelime seçimleri, akıcılığı hakkında çok fazla yorum yapamayacağım. Her kitabı orijinal dilinden okumak mümkün olsa keşke.
Neyse kitabımız, Lola adında bir kızın ilk aşkı ile olan hikayesini anlatıyor. Bu aşk aynı zamanda kapı komşusu da olunca, kitabımızın adı anlam kazanıyor. Anlatılan Lola, kendi gibi olmaktan / görünmekten çekinmeyen bir lise son sınıf öğrencisi. Aşık olduğu Cricket ise çok iyi niyetli, yakışıklı ve anlayışlı biri. Lola'nın iki aşk arasında kalması, Cricket'in ona destek oluşu hepsi çok naif ve de çok güzel anlatımlıydı.
Mutlaka alın okuyun diyebileceğim bir kitap değil belki ama rastlarsanız, bir şekilde elinize geçerse okumak bir zaman kaybı olmayacaktır bence.
Keyifli okumalar
Sibel
Bir günde iki kitap yazısı benden şimdiye kadar hiç görmediğiniz birşey ama evet, bu gerçekleşiyor:)
Lola and the Boy Next Door, benim İngilizce İpad'ime yüklediğim kitaplardan biriydi. Young Adult türünde bir kitap olduğunu da bilerek, rahat okunacağını düşündüğümden İngilizce okumayı tercih ettim. O nedenle de kitabın çevirisi, kelime seçimleri, akıcılığı hakkında çok fazla yorum yapamayacağım. Her kitabı orijinal dilinden okumak mümkün olsa keşke.
Neyse kitabımız, Lola adında bir kızın ilk aşkı ile olan hikayesini anlatıyor. Bu aşk aynı zamanda kapı komşusu da olunca, kitabımızın adı anlam kazanıyor. Anlatılan Lola, kendi gibi olmaktan / görünmekten çekinmeyen bir lise son sınıf öğrencisi. Aşık olduğu Cricket ise çok iyi niyetli, yakışıklı ve anlayışlı biri. Lola'nın iki aşk arasında kalması, Cricket'in ona destek oluşu hepsi çok naif ve de çok güzel anlatımlıydı.
Mutlaka alın okuyun diyebileceğim bir kitap değil belki ama rastlarsanız, bir şekilde elinize geçerse okumak bir zaman kaybı olmayacaktır bence.
Keyifli okumalar
Sibel
18, Fİ - Akillah Azra
Merhaba,
Dün akşam bitirdim Fi'yi ve zaman geçirmeden yazmak istedim. Hepiniz öyle ya da böyle duymuşsunuzdur sanırım bu kitabı. Bendeki 152. basımı kitabın. O kadar çok satmış yani. Yazarın ilk kitabı olduğunu da düşünürsek çok büyük bir başarı. Ben nedense çok satanlara karşı biraz garibim. Sevdiğim / bildiğim bir yazarsa hemen kitap çıkar çıkmaz alır ve okurum zaten, bakınız Ayşe Kulin ya da Ahmet Ümit. Fakat bilmediğim bir yazarsa ve sürekli hakkında haberler çıkarsa, nedense kitaptan soğurum. Fi için de aynı şey olmuştu. Bir de bir çok yerde kişisel gelişim kitabı dendi, ki ben hiç okuyamam kişisel gelişim kitabı, tamamen soğudum kitaptan. Sonra bir gün Carrefour'da indirimli 9.90TL'ye görünce, atıverdim sepete. Daha fazla karşı duramadım:)
Öncelikle Fi bence bir kişisel gelişim kitabı değil, en azından bende öyle bir etkisi olmadı. Akıcı bir olay kurgusu olan bir roman bence bu kitap. Bazıları "hayatının romanı" olarak nitelendirmiş. Bu benim için çok büyük ve kitaba çok bol gelen bir yorum ama yine de gayet keyifle okuduğumu da belirtmem lazım. Bir çok karakter var kitapta ve hepsi de oldukça detaylı anlatılıyorlar. Zaten kitap 600 sayfaya yakın. Yeterince zaman harcıyor yani yazar tüm karakterler için. Bu en hoşuma giden kısmıydı kitabın. Sonrasında da olay kurgusu. Can Manay isimli psikologun tutkuyla bağlandığı ya da istediği balerin Duru'ya ulaşma çabası anlatılsa da kitapta, bence yan karakterler çok daha fazla keyif vermişti kitaba.
Sevmediğim de bir çok şey var kitapla ilgili. Fakat sanırım en baskın olanı, yazarın kelime seçimleri. Bazen daha çarpıcı olması için bazen de rahatsız edici olması için kullandığını düşündüğüm bir kelimeler topluluğu var. Sevişmeyi kadına sahip olmak olarak tanımlamak gibi. Bilinçli bu kelimelerin kullanıldığını düşünmeseydim, yani yazarın doğal dilinin bu olduğuna bir şekilde inansaydım hiç rahatsız etmezdi. Ama dediğim gibi çok zorlama olduğunu düşündüm, bu nedenle de rahatsız etti beni.
Kitapta benim için en merak edilesi ve ilginç karakter Göksel. Serinin diğer kitaplarını da alacağım büyük ihtimalle, gerçi ne zaman olur bilemiyorum ama alacağımı biliyorum:) Can Manay - Duru birlikte ya da değil benim merak ettiğim birşey değil ama Göksel ne olacak, cidden merak ediyorum.
Dün gece Ferzan Özpetek'in yeni kitabına başladım. Çok da keyifli başladı. Herhalde kısa zaman içerisinde onu da anlatıyor olurum kendimce.
İyi okumalar
Sibel
Dün akşam bitirdim Fi'yi ve zaman geçirmeden yazmak istedim. Hepiniz öyle ya da böyle duymuşsunuzdur sanırım bu kitabı. Bendeki 152. basımı kitabın. O kadar çok satmış yani. Yazarın ilk kitabı olduğunu da düşünürsek çok büyük bir başarı. Ben nedense çok satanlara karşı biraz garibim. Sevdiğim / bildiğim bir yazarsa hemen kitap çıkar çıkmaz alır ve okurum zaten, bakınız Ayşe Kulin ya da Ahmet Ümit. Fakat bilmediğim bir yazarsa ve sürekli hakkında haberler çıkarsa, nedense kitaptan soğurum. Fi için de aynı şey olmuştu. Bir de bir çok yerde kişisel gelişim kitabı dendi, ki ben hiç okuyamam kişisel gelişim kitabı, tamamen soğudum kitaptan. Sonra bir gün Carrefour'da indirimli 9.90TL'ye görünce, atıverdim sepete. Daha fazla karşı duramadım:)
Öncelikle Fi bence bir kişisel gelişim kitabı değil, en azından bende öyle bir etkisi olmadı. Akıcı bir olay kurgusu olan bir roman bence bu kitap. Bazıları "hayatının romanı" olarak nitelendirmiş. Bu benim için çok büyük ve kitaba çok bol gelen bir yorum ama yine de gayet keyifle okuduğumu da belirtmem lazım. Bir çok karakter var kitapta ve hepsi de oldukça detaylı anlatılıyorlar. Zaten kitap 600 sayfaya yakın. Yeterince zaman harcıyor yani yazar tüm karakterler için. Bu en hoşuma giden kısmıydı kitabın. Sonrasında da olay kurgusu. Can Manay isimli psikologun tutkuyla bağlandığı ya da istediği balerin Duru'ya ulaşma çabası anlatılsa da kitapta, bence yan karakterler çok daha fazla keyif vermişti kitaba.
Sevmediğim de bir çok şey var kitapla ilgili. Fakat sanırım en baskın olanı, yazarın kelime seçimleri. Bazen daha çarpıcı olması için bazen de rahatsız edici olması için kullandığını düşündüğüm bir kelimeler topluluğu var. Sevişmeyi kadına sahip olmak olarak tanımlamak gibi. Bilinçli bu kelimelerin kullanıldığını düşünmeseydim, yani yazarın doğal dilinin bu olduğuna bir şekilde inansaydım hiç rahatsız etmezdi. Ama dediğim gibi çok zorlama olduğunu düşündüm, bu nedenle de rahatsız etti beni.
Kitapta benim için en merak edilesi ve ilginç karakter Göksel. Serinin diğer kitaplarını da alacağım büyük ihtimalle, gerçi ne zaman olur bilemiyorum ama alacağımı biliyorum:) Can Manay - Duru birlikte ya da değil benim merak ettiğim birşey değil ama Göksel ne olacak, cidden merak ediyorum.
Dün gece Ferzan Özpetek'in yeni kitabına başladım. Çok da keyifli başladı. Herhalde kısa zaman içerisinde onu da anlatıyor olurum kendimce.
İyi okumalar
Sibel
23 Kasım 2015 Pazartesi
17. KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM - Carol Rifka Brunt
Merhaba,
Aslında iki gün önce falan bitirdim kitabı ama elim değip yazamadım bir türlü. Belki biraz da beklemek istedim de denebilir. Neden derseniz bence çok değişik bir kitaptı, o nedenle biraz sindirmek istedim.
Gerçekten kitap için ilk aklıma gelen tanım "değişik" oluyor. Dayısına aşık olan bir kız, dayının AIDS nedeni ile ölümü, sonrasında kızın dayısının sevgilisiyle olan ilişkisi, bu arada kendi ailesi ile yaşadığı sorunlar ve onların ilişkilerinin anlatıldığı bir hikaye aslında en özet haliyle. Değişik olan nedir derseniz en başta konusu derim. Çok rastladığımız bir hikaye değil, aileden birisine olan ilginin / aşkın anlatıldığına çok da rastlamayız. Bir diğer değişik gelen şey de anlatımdı. Hiçbir zaman duygular net bir şekilde ifade edilmiyor tüm kitap boyunca, hep bir ima var. Bu anlamda zaman zaman yorucu da gelebilir hatta. Bir yerden sonra "hadi artık, açıkça söyle, derdin nedir?" gibi sorular sorarken bulabilirsiniz kendinizi. Ben buldum en azından:)
Tavsiye eder miyim sorusuna gelince, doğru bir zamanda okursanız çok keyif alabilirsiniz. Benim için doğru bir zamandı, ben kesinlikle keyif aldım kitaptan. Fakat kendinizi hafif bunalım hissettiğiniz ya da çok da moralinizin yüksek olmadığı bir dönemdeyseniz, bence hiç başlamayın bu kitaba. Okuduğum bazı yorumlarda, kişiler hayatlarının kitabı olduğunu belirtmiş. Benim için bu noktaya yakın bile değil, hayatımın kitabı hala lise 2'de okuduğum kitap, oldukça uzun bir zamandır da değişmiyor:)))
Bu arada şu çok satanlar listesinden Fi'yi okumaya başladım, sırf meraktan aldım aslında, tabi bir de güzel bir indirime rastladığımı unutmamak gerek:) Şimdilik güzel gidiyor. Bir sonraki yazım da sanırım onunla ilgili olacak. Gerçi belki İngilizce okuduğum kitap da olabilir, bakalım:)
İyi okumalar
Sibel
Aslında iki gün önce falan bitirdim kitabı ama elim değip yazamadım bir türlü. Belki biraz da beklemek istedim de denebilir. Neden derseniz bence çok değişik bir kitaptı, o nedenle biraz sindirmek istedim.
Gerçekten kitap için ilk aklıma gelen tanım "değişik" oluyor. Dayısına aşık olan bir kız, dayının AIDS nedeni ile ölümü, sonrasında kızın dayısının sevgilisiyle olan ilişkisi, bu arada kendi ailesi ile yaşadığı sorunlar ve onların ilişkilerinin anlatıldığı bir hikaye aslında en özet haliyle. Değişik olan nedir derseniz en başta konusu derim. Çok rastladığımız bir hikaye değil, aileden birisine olan ilginin / aşkın anlatıldığına çok da rastlamayız. Bir diğer değişik gelen şey de anlatımdı. Hiçbir zaman duygular net bir şekilde ifade edilmiyor tüm kitap boyunca, hep bir ima var. Bu anlamda zaman zaman yorucu da gelebilir hatta. Bir yerden sonra "hadi artık, açıkça söyle, derdin nedir?" gibi sorular sorarken bulabilirsiniz kendinizi. Ben buldum en azından:)
Tavsiye eder miyim sorusuna gelince, doğru bir zamanda okursanız çok keyif alabilirsiniz. Benim için doğru bir zamandı, ben kesinlikle keyif aldım kitaptan. Fakat kendinizi hafif bunalım hissettiğiniz ya da çok da moralinizin yüksek olmadığı bir dönemdeyseniz, bence hiç başlamayın bu kitaba. Okuduğum bazı yorumlarda, kişiler hayatlarının kitabı olduğunu belirtmiş. Benim için bu noktaya yakın bile değil, hayatımın kitabı hala lise 2'de okuduğum kitap, oldukça uzun bir zamandır da değişmiyor:)))
Bu arada şu çok satanlar listesinden Fi'yi okumaya başladım, sırf meraktan aldım aslında, tabi bir de güzel bir indirime rastladığımı unutmamak gerek:) Şimdilik güzel gidiyor. Bir sonraki yazım da sanırım onunla ilgili olacak. Gerçi belki İngilizce okuduğum kitap da olabilir, bakalım:)
İyi okumalar
Sibel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)