Merhaba,
Senenin son yazısıyla karşınızdayım:) Eğlenceli ve okuması çok keyifli bir kitapla kapanış yapıyor olmaktan da mutluyum.
Ercan Kesal, bildiğiniz gibi aslında bir doktor. Sonrasında kendisini dizi oyuncusu, film oyuncusu ve de yazar olarak gördük. Yazarlığı 90'larda dergilerle başlamış aslında ama biz kendisini 2013'teki Peri Gazozu ile tanıdık. Bildiğim kadarı ile Nasipse Adayız kendisinin üçüncü kitabı.
Kitap adından da anlaşılacağı gibi belediye başkan aday adayı olan bir doktorun hikayesi. Nasıl insanların gazına gelip aday adayı olduğunu, kendini iyice kaptırıp bu süreci nasıl yürüttüğünü okuyoruz. Sonunu yazmayayım ama tahmin edilebilir bir sonu var tabi. Çok ama çok eğlenceli bir yazım dili vardı. Kısa kısa bölümler ve net anlatımları var. Seçimlerde bir çok aday adayının aslında başından neler geçiyor onu anlıyoruz okudukça:)
Bence okuyun.
Seneyi 33 kitapla bitirdim. Buraya gerçi 21'ini yazmışım:) Önümüzdeki senenin hedefi yine 52. Bakalım bu sene belki olur, kim bilir:)))
Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere
Sibel
28 Aralık 2015 Pazartesi
21 Aralık 2015 Pazartesi
20. SEN BENİM HAYATIMSIN - Ferzan Özpetek
Merhaba,
Hepinize iyi haftalar öncelikle. Bence bu sene okuduğum kitapların en güzellerinden birinden bahsedeceğim size. Ferzan Özpetek'in 2. kitabı Sen Benim Hayatımsın. İlk kitabı olan İstanbul Kırmızısı'nı da okumuş ama pek de beğenmemiştim aslına bakarsanız. Ama yeni kitabı çıkınca yine de kayıtsız kalamadım ve hatta okuma listemde de üst sıralara yerleştirdim. İyi ki de öyle yapmışım, tadı damağımda kalan bir okuma yaşattı bana.
Kitap kendisinin hayatından kesitler sunan bir anılar silsilesi aslında. Roma'daki film hayatından, yaşadığı aşklardan, komşularından, arkadaşlarından ve şu anki sevgilisi ile olan ilişkiden bahsediyor. Eğer filmlerini izlediyseniz, anlattığı her anektod ya da hikaye aslında filmlerinde de var. Örneğin yaşadıkları apartmanda arkadaşları ile birlikte Pazar günkü öğle yemeklerini anlatıyor, aynen Cahil Periler filmindeki terasta yenilen yemek gibi. Ya da abi-kardeş gay olan iki kişinin ailesine açılmasını anlatıyor, aynen Serseri Mayınlar'da yemek masasında abinin gay olduğunu anlattığı sahne. Demek istediğim filmlerini izlediyseniz pek de yeni bir hikaye okumayacaksınız, buna hazırlıklı olun.
Ben Ferzan Özpetek'in filmlerini de çok severim, belki de bu nedenle kitabı da çok sevdim bilmiyorum. Çok güzel bir anlatımı var, çok naif, samimi ve sevgi dolu. Bahsedilen tüm karakterler, her gün karşımıza çıkmayan özel karakterler. Yaşanılan arkadaşlıklar da aşklar da bu özel karakterlerle birlikte çok daha güzel oluyor. Kendisinin sevgilisine olan aşkını ise resmen kıskandım, ne kadar güzel seviyor dedim sıklıklıkla. Kitap bittikten sonra da Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar'ı tekrar izlediğimi de eklemem lazım:)
Filmlerini seviyorsanız, kitabı de kesinlikle seversiniz diye düşünüyorum. Ona göre karar sizin:) Bence okuyun ama:)
İyi okumalar
Sibel
Hepinize iyi haftalar öncelikle. Bence bu sene okuduğum kitapların en güzellerinden birinden bahsedeceğim size. Ferzan Özpetek'in 2. kitabı Sen Benim Hayatımsın. İlk kitabı olan İstanbul Kırmızısı'nı da okumuş ama pek de beğenmemiştim aslına bakarsanız. Ama yeni kitabı çıkınca yine de kayıtsız kalamadım ve hatta okuma listemde de üst sıralara yerleştirdim. İyi ki de öyle yapmışım, tadı damağımda kalan bir okuma yaşattı bana.
Kitap kendisinin hayatından kesitler sunan bir anılar silsilesi aslında. Roma'daki film hayatından, yaşadığı aşklardan, komşularından, arkadaşlarından ve şu anki sevgilisi ile olan ilişkiden bahsediyor. Eğer filmlerini izlediyseniz, anlattığı her anektod ya da hikaye aslında filmlerinde de var. Örneğin yaşadıkları apartmanda arkadaşları ile birlikte Pazar günkü öğle yemeklerini anlatıyor, aynen Cahil Periler filmindeki terasta yenilen yemek gibi. Ya da abi-kardeş gay olan iki kişinin ailesine açılmasını anlatıyor, aynen Serseri Mayınlar'da yemek masasında abinin gay olduğunu anlattığı sahne. Demek istediğim filmlerini izlediyseniz pek de yeni bir hikaye okumayacaksınız, buna hazırlıklı olun.
Ben Ferzan Özpetek'in filmlerini de çok severim, belki de bu nedenle kitabı da çok sevdim bilmiyorum. Çok güzel bir anlatımı var, çok naif, samimi ve sevgi dolu. Bahsedilen tüm karakterler, her gün karşımıza çıkmayan özel karakterler. Yaşanılan arkadaşlıklar da aşklar da bu özel karakterlerle birlikte çok daha güzel oluyor. Kendisinin sevgilisine olan aşkını ise resmen kıskandım, ne kadar güzel seviyor dedim sıklıklıkla. Kitap bittikten sonra da Cahil Periler, Karşı Pencere ve Serseri Mayınlar'ı tekrar izlediğimi de eklemem lazım:)
Filmlerini seviyorsanız, kitabı de kesinlikle seversiniz diye düşünüyorum. Ona göre karar sizin:) Bence okuyun ama:)
İyi okumalar
Sibel
14 Aralık 2015 Pazartesi
19. LOLA VE KOMŞU ÇOCUK - Stephanie Perkins
Merhaba
Bir günde iki kitap yazısı benden şimdiye kadar hiç görmediğiniz birşey ama evet, bu gerçekleşiyor:)
Lola and the Boy Next Door, benim İngilizce İpad'ime yüklediğim kitaplardan biriydi. Young Adult türünde bir kitap olduğunu da bilerek, rahat okunacağını düşündüğümden İngilizce okumayı tercih ettim. O nedenle de kitabın çevirisi, kelime seçimleri, akıcılığı hakkında çok fazla yorum yapamayacağım. Her kitabı orijinal dilinden okumak mümkün olsa keşke.
Neyse kitabımız, Lola adında bir kızın ilk aşkı ile olan hikayesini anlatıyor. Bu aşk aynı zamanda kapı komşusu da olunca, kitabımızın adı anlam kazanıyor. Anlatılan Lola, kendi gibi olmaktan / görünmekten çekinmeyen bir lise son sınıf öğrencisi. Aşık olduğu Cricket ise çok iyi niyetli, yakışıklı ve anlayışlı biri. Lola'nın iki aşk arasında kalması, Cricket'in ona destek oluşu hepsi çok naif ve de çok güzel anlatımlıydı.
Mutlaka alın okuyun diyebileceğim bir kitap değil belki ama rastlarsanız, bir şekilde elinize geçerse okumak bir zaman kaybı olmayacaktır bence.
Keyifli okumalar
Sibel
Bir günde iki kitap yazısı benden şimdiye kadar hiç görmediğiniz birşey ama evet, bu gerçekleşiyor:)
Lola and the Boy Next Door, benim İngilizce İpad'ime yüklediğim kitaplardan biriydi. Young Adult türünde bir kitap olduğunu da bilerek, rahat okunacağını düşündüğümden İngilizce okumayı tercih ettim. O nedenle de kitabın çevirisi, kelime seçimleri, akıcılığı hakkında çok fazla yorum yapamayacağım. Her kitabı orijinal dilinden okumak mümkün olsa keşke.
Neyse kitabımız, Lola adında bir kızın ilk aşkı ile olan hikayesini anlatıyor. Bu aşk aynı zamanda kapı komşusu da olunca, kitabımızın adı anlam kazanıyor. Anlatılan Lola, kendi gibi olmaktan / görünmekten çekinmeyen bir lise son sınıf öğrencisi. Aşık olduğu Cricket ise çok iyi niyetli, yakışıklı ve anlayışlı biri. Lola'nın iki aşk arasında kalması, Cricket'in ona destek oluşu hepsi çok naif ve de çok güzel anlatımlıydı.
Mutlaka alın okuyun diyebileceğim bir kitap değil belki ama rastlarsanız, bir şekilde elinize geçerse okumak bir zaman kaybı olmayacaktır bence.
Keyifli okumalar
Sibel
18, Fİ - Akillah Azra
Merhaba,
Dün akşam bitirdim Fi'yi ve zaman geçirmeden yazmak istedim. Hepiniz öyle ya da böyle duymuşsunuzdur sanırım bu kitabı. Bendeki 152. basımı kitabın. O kadar çok satmış yani. Yazarın ilk kitabı olduğunu da düşünürsek çok büyük bir başarı. Ben nedense çok satanlara karşı biraz garibim. Sevdiğim / bildiğim bir yazarsa hemen kitap çıkar çıkmaz alır ve okurum zaten, bakınız Ayşe Kulin ya da Ahmet Ümit. Fakat bilmediğim bir yazarsa ve sürekli hakkında haberler çıkarsa, nedense kitaptan soğurum. Fi için de aynı şey olmuştu. Bir de bir çok yerde kişisel gelişim kitabı dendi, ki ben hiç okuyamam kişisel gelişim kitabı, tamamen soğudum kitaptan. Sonra bir gün Carrefour'da indirimli 9.90TL'ye görünce, atıverdim sepete. Daha fazla karşı duramadım:)
Öncelikle Fi bence bir kişisel gelişim kitabı değil, en azından bende öyle bir etkisi olmadı. Akıcı bir olay kurgusu olan bir roman bence bu kitap. Bazıları "hayatının romanı" olarak nitelendirmiş. Bu benim için çok büyük ve kitaba çok bol gelen bir yorum ama yine de gayet keyifle okuduğumu da belirtmem lazım. Bir çok karakter var kitapta ve hepsi de oldukça detaylı anlatılıyorlar. Zaten kitap 600 sayfaya yakın. Yeterince zaman harcıyor yani yazar tüm karakterler için. Bu en hoşuma giden kısmıydı kitabın. Sonrasında da olay kurgusu. Can Manay isimli psikologun tutkuyla bağlandığı ya da istediği balerin Duru'ya ulaşma çabası anlatılsa da kitapta, bence yan karakterler çok daha fazla keyif vermişti kitaba.
Sevmediğim de bir çok şey var kitapla ilgili. Fakat sanırım en baskın olanı, yazarın kelime seçimleri. Bazen daha çarpıcı olması için bazen de rahatsız edici olması için kullandığını düşündüğüm bir kelimeler topluluğu var. Sevişmeyi kadına sahip olmak olarak tanımlamak gibi. Bilinçli bu kelimelerin kullanıldığını düşünmeseydim, yani yazarın doğal dilinin bu olduğuna bir şekilde inansaydım hiç rahatsız etmezdi. Ama dediğim gibi çok zorlama olduğunu düşündüm, bu nedenle de rahatsız etti beni.
Kitapta benim için en merak edilesi ve ilginç karakter Göksel. Serinin diğer kitaplarını da alacağım büyük ihtimalle, gerçi ne zaman olur bilemiyorum ama alacağımı biliyorum:) Can Manay - Duru birlikte ya da değil benim merak ettiğim birşey değil ama Göksel ne olacak, cidden merak ediyorum.
Dün gece Ferzan Özpetek'in yeni kitabına başladım. Çok da keyifli başladı. Herhalde kısa zaman içerisinde onu da anlatıyor olurum kendimce.
İyi okumalar
Sibel
Dün akşam bitirdim Fi'yi ve zaman geçirmeden yazmak istedim. Hepiniz öyle ya da böyle duymuşsunuzdur sanırım bu kitabı. Bendeki 152. basımı kitabın. O kadar çok satmış yani. Yazarın ilk kitabı olduğunu da düşünürsek çok büyük bir başarı. Ben nedense çok satanlara karşı biraz garibim. Sevdiğim / bildiğim bir yazarsa hemen kitap çıkar çıkmaz alır ve okurum zaten, bakınız Ayşe Kulin ya da Ahmet Ümit. Fakat bilmediğim bir yazarsa ve sürekli hakkında haberler çıkarsa, nedense kitaptan soğurum. Fi için de aynı şey olmuştu. Bir de bir çok yerde kişisel gelişim kitabı dendi, ki ben hiç okuyamam kişisel gelişim kitabı, tamamen soğudum kitaptan. Sonra bir gün Carrefour'da indirimli 9.90TL'ye görünce, atıverdim sepete. Daha fazla karşı duramadım:)
Öncelikle Fi bence bir kişisel gelişim kitabı değil, en azından bende öyle bir etkisi olmadı. Akıcı bir olay kurgusu olan bir roman bence bu kitap. Bazıları "hayatının romanı" olarak nitelendirmiş. Bu benim için çok büyük ve kitaba çok bol gelen bir yorum ama yine de gayet keyifle okuduğumu da belirtmem lazım. Bir çok karakter var kitapta ve hepsi de oldukça detaylı anlatılıyorlar. Zaten kitap 600 sayfaya yakın. Yeterince zaman harcıyor yani yazar tüm karakterler için. Bu en hoşuma giden kısmıydı kitabın. Sonrasında da olay kurgusu. Can Manay isimli psikologun tutkuyla bağlandığı ya da istediği balerin Duru'ya ulaşma çabası anlatılsa da kitapta, bence yan karakterler çok daha fazla keyif vermişti kitaba.
Sevmediğim de bir çok şey var kitapla ilgili. Fakat sanırım en baskın olanı, yazarın kelime seçimleri. Bazen daha çarpıcı olması için bazen de rahatsız edici olması için kullandığını düşündüğüm bir kelimeler topluluğu var. Sevişmeyi kadına sahip olmak olarak tanımlamak gibi. Bilinçli bu kelimelerin kullanıldığını düşünmeseydim, yani yazarın doğal dilinin bu olduğuna bir şekilde inansaydım hiç rahatsız etmezdi. Ama dediğim gibi çok zorlama olduğunu düşündüm, bu nedenle de rahatsız etti beni.
Kitapta benim için en merak edilesi ve ilginç karakter Göksel. Serinin diğer kitaplarını da alacağım büyük ihtimalle, gerçi ne zaman olur bilemiyorum ama alacağımı biliyorum:) Can Manay - Duru birlikte ya da değil benim merak ettiğim birşey değil ama Göksel ne olacak, cidden merak ediyorum.
Dün gece Ferzan Özpetek'in yeni kitabına başladım. Çok da keyifli başladı. Herhalde kısa zaman içerisinde onu da anlatıyor olurum kendimce.
İyi okumalar
Sibel
23 Kasım 2015 Pazartesi
17. KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM - Carol Rifka Brunt
Merhaba,
Aslında iki gün önce falan bitirdim kitabı ama elim değip yazamadım bir türlü. Belki biraz da beklemek istedim de denebilir. Neden derseniz bence çok değişik bir kitaptı, o nedenle biraz sindirmek istedim.
Gerçekten kitap için ilk aklıma gelen tanım "değişik" oluyor. Dayısına aşık olan bir kız, dayının AIDS nedeni ile ölümü, sonrasında kızın dayısının sevgilisiyle olan ilişkisi, bu arada kendi ailesi ile yaşadığı sorunlar ve onların ilişkilerinin anlatıldığı bir hikaye aslında en özet haliyle. Değişik olan nedir derseniz en başta konusu derim. Çok rastladığımız bir hikaye değil, aileden birisine olan ilginin / aşkın anlatıldığına çok da rastlamayız. Bir diğer değişik gelen şey de anlatımdı. Hiçbir zaman duygular net bir şekilde ifade edilmiyor tüm kitap boyunca, hep bir ima var. Bu anlamda zaman zaman yorucu da gelebilir hatta. Bir yerden sonra "hadi artık, açıkça söyle, derdin nedir?" gibi sorular sorarken bulabilirsiniz kendinizi. Ben buldum en azından:)
Tavsiye eder miyim sorusuna gelince, doğru bir zamanda okursanız çok keyif alabilirsiniz. Benim için doğru bir zamandı, ben kesinlikle keyif aldım kitaptan. Fakat kendinizi hafif bunalım hissettiğiniz ya da çok da moralinizin yüksek olmadığı bir dönemdeyseniz, bence hiç başlamayın bu kitaba. Okuduğum bazı yorumlarda, kişiler hayatlarının kitabı olduğunu belirtmiş. Benim için bu noktaya yakın bile değil, hayatımın kitabı hala lise 2'de okuduğum kitap, oldukça uzun bir zamandır da değişmiyor:)))
Bu arada şu çok satanlar listesinden Fi'yi okumaya başladım, sırf meraktan aldım aslında, tabi bir de güzel bir indirime rastladığımı unutmamak gerek:) Şimdilik güzel gidiyor. Bir sonraki yazım da sanırım onunla ilgili olacak. Gerçi belki İngilizce okuduğum kitap da olabilir, bakalım:)
İyi okumalar
Sibel
Aslında iki gün önce falan bitirdim kitabı ama elim değip yazamadım bir türlü. Belki biraz da beklemek istedim de denebilir. Neden derseniz bence çok değişik bir kitaptı, o nedenle biraz sindirmek istedim.
Gerçekten kitap için ilk aklıma gelen tanım "değişik" oluyor. Dayısına aşık olan bir kız, dayının AIDS nedeni ile ölümü, sonrasında kızın dayısının sevgilisiyle olan ilişkisi, bu arada kendi ailesi ile yaşadığı sorunlar ve onların ilişkilerinin anlatıldığı bir hikaye aslında en özet haliyle. Değişik olan nedir derseniz en başta konusu derim. Çok rastladığımız bir hikaye değil, aileden birisine olan ilginin / aşkın anlatıldığına çok da rastlamayız. Bir diğer değişik gelen şey de anlatımdı. Hiçbir zaman duygular net bir şekilde ifade edilmiyor tüm kitap boyunca, hep bir ima var. Bu anlamda zaman zaman yorucu da gelebilir hatta. Bir yerden sonra "hadi artık, açıkça söyle, derdin nedir?" gibi sorular sorarken bulabilirsiniz kendinizi. Ben buldum en azından:)
Tavsiye eder miyim sorusuna gelince, doğru bir zamanda okursanız çok keyif alabilirsiniz. Benim için doğru bir zamandı, ben kesinlikle keyif aldım kitaptan. Fakat kendinizi hafif bunalım hissettiğiniz ya da çok da moralinizin yüksek olmadığı bir dönemdeyseniz, bence hiç başlamayın bu kitaba. Okuduğum bazı yorumlarda, kişiler hayatlarının kitabı olduğunu belirtmiş. Benim için bu noktaya yakın bile değil, hayatımın kitabı hala lise 2'de okuduğum kitap, oldukça uzun bir zamandır da değişmiyor:)))
Bu arada şu çok satanlar listesinden Fi'yi okumaya başladım, sırf meraktan aldım aslında, tabi bir de güzel bir indirime rastladığımı unutmamak gerek:) Şimdilik güzel gidiyor. Bir sonraki yazım da sanırım onunla ilgili olacak. Gerçi belki İngilizce okuduğum kitap da olabilir, bakalım:)
İyi okumalar
Sibel
16 Ekim 2015 Cuma
16. SEN BENİM DİĞER YARIMSIN - Holly Bourne
Merhaba,
Kısa bir ara sonrası yine burdayım:) İki kitap birden yürütmek aslında okuma zamanını maksimumda kullanmayı sağlayıp daha hızlı bir okuma sürecini sağlıyormuş. Bir kitap daha bitmiş oldu.
Sen Benim Diğer Yarımsın çok klasik başlayan bir aşk kitabıydı. Lisede okuyan kızımız Poppy, konserde karşılaştığı Noah'a aşık olur. Noah da ona. Fakat aşklarında değişik bir durum vardır. Her yakınlaşmaları sırasında fırtına çıkar, trafik kazaları olur, sürekli bir felaketler yaşanır. Çünkü onlar birbirlerinin ruh ikizidir. Buraya kadar herşey çok güzel. Fakat ruh ikizi olduklarını anladıktan sonra ortaya çıkan karakterler hikayeyi çok bozdu. Evet ütopik bir yönü olacaktı hikayenin ama bu daha güzel anlatılabilirdi.
Neyse, genel olarak beğendim mi, evet beğendim. Ama bu tatta çok daha güzel kitaplar var bence. Pek tavsiye edebileceğim bir kitap olmadı yani benim için.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
Kısa bir ara sonrası yine burdayım:) İki kitap birden yürütmek aslında okuma zamanını maksimumda kullanmayı sağlayıp daha hızlı bir okuma sürecini sağlıyormuş. Bir kitap daha bitmiş oldu.
Sen Benim Diğer Yarımsın çok klasik başlayan bir aşk kitabıydı. Lisede okuyan kızımız Poppy, konserde karşılaştığı Noah'a aşık olur. Noah da ona. Fakat aşklarında değişik bir durum vardır. Her yakınlaşmaları sırasında fırtına çıkar, trafik kazaları olur, sürekli bir felaketler yaşanır. Çünkü onlar birbirlerinin ruh ikizidir. Buraya kadar herşey çok güzel. Fakat ruh ikizi olduklarını anladıktan sonra ortaya çıkan karakterler hikayeyi çok bozdu. Evet ütopik bir yönü olacaktı hikayenin ama bu daha güzel anlatılabilirdi.
Neyse, genel olarak beğendim mi, evet beğendim. Ama bu tatta çok daha güzel kitaplar var bence. Pek tavsiye edebileceğim bir kitap olmadı yani benim için.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
13 Ekim 2015 Salı
15. DOSTLUK TÜM MEVSİMLERİN ADIYDI - Danielle Steel
Merhaba,
Yeni bir okuma rutini geliştirdim kendime. Ipad'ime bir çok İngilizce kitap indirdim ve dışarıda olduğum zamanlarda, yerini ve zamanını buldukça, bu kitapları okumaya başladım. Birazdan yazacağım kitap da bu kitapların ilki.
Orijinal adı Friends Forever ve yaptığım araştırmaya göre Türkçe'ye Dostluk Tüm Mevsimlerin Adıydı ismiyle çevrilmiş. En kısa haliyle özetlemem gerekirse çok klasik bir Danielle Steel kitabı. 5 çocukluk arkadaşının yaşadıklarını anlatıyor yazar. 5 yaşında yuvaya başladıkları dönemden 24 yaşına gelinceye kadarki bir yaşam dilimi. Çokça dram, çokça arkadaşlık ve de aşk barındırıyor.
Orijinalinden okuduğum için çevirisinin nasıl olduğu hakkında yorum yapamayacağım fakat hikayenin çok akıcı olduğunu söyleyebilirim. Beni içine aldı kitap. Evet çok klasikti, evet zaman zaman dram fazla ağır bastı, evet bazı zaman konu uzadı dedim ama yine de keyifle okudum. Hatta yine kitabın filmini çektim kafamda. Tam senaryolaştırılabilecek bir hikaye çünkü. Biraz araştırdım ama sanırım henüz benim gibi düşünen çıkmamış:)
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
Yeni bir okuma rutini geliştirdim kendime. Ipad'ime bir çok İngilizce kitap indirdim ve dışarıda olduğum zamanlarda, yerini ve zamanını buldukça, bu kitapları okumaya başladım. Birazdan yazacağım kitap da bu kitapların ilki.
Orijinal adı Friends Forever ve yaptığım araştırmaya göre Türkçe'ye Dostluk Tüm Mevsimlerin Adıydı ismiyle çevrilmiş. En kısa haliyle özetlemem gerekirse çok klasik bir Danielle Steel kitabı. 5 çocukluk arkadaşının yaşadıklarını anlatıyor yazar. 5 yaşında yuvaya başladıkları dönemden 24 yaşına gelinceye kadarki bir yaşam dilimi. Çokça dram, çokça arkadaşlık ve de aşk barındırıyor.
Orijinalinden okuduğum için çevirisinin nasıl olduğu hakkında yorum yapamayacağım fakat hikayenin çok akıcı olduğunu söyleyebilirim. Beni içine aldı kitap. Evet çok klasikti, evet zaman zaman dram fazla ağır bastı, evet bazı zaman konu uzadı dedim ama yine de keyifle okudum. Hatta yine kitabın filmini çektim kafamda. Tam senaryolaştırılabilecek bir hikaye çünkü. Biraz araştırdım ama sanırım henüz benim gibi düşünen çıkmamış:)
Bir sonraki kitapta görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
5 Ekim 2015 Pazartesi
14. GREY - E.L. James
Günaydın,
Grinin Elli Tonu ilk çıktığında, hemen alıp okuyanlardanım ben. Üç cildi okurken de, belki sonları hariç, hiç sıkılmadan okumuştum. Sonrasında bu türde başka hiç bir kitap okumadım aslına bakarsanız ama Anastasia ve Christian'ın hikayesini sevmiştim. Yalnızca cinsellik değil de duyguları da içerdiği ve normal bir romantik hikayeden bekleyeceğim bir olay kurgusu olduğu için sanırım. Bir tek hikayenin sonunu hiç sevmemiştim. Evli ve çocuklu olmayı nedense bu çiftle özellikle de Christian'la bağdaştırmamıştım. Grey'in teaser'ları dönmeye başladığında, hatta daha çevirisi yapılmadan önce, acaba alsam mı diye düşünüyordum ki çevirisi çok hızlı yapıldı ve Türkçe'sini raflarda gördük.

Hesapta bir okuma listesi oluşturmuştum kendime ve yeni kitap alsam dahi bu listeyi bozmayacaktım. Yalan oldu ama bu düşüncem:) Grey'i D&R'dan aldığım gün itibarı ile okumaya başladım. Yine 600 küsur sayfa bir kitap ama ben yine hiiiç sıkılmadan okudum. Sanırım bu da bir seri haline gelecek, en azından benim beklentim o yönde. Hikaye daha çok başındayken bitti çünkü. Hatta filmle çok paralel bir yerde bitti.
Zaten bildiğimiz bir hikayeyi, anlatıcının değişmesi ile tekrar aynı tatla okuyabileceğimi düşünmüyordum aslında. Ama hiç düşündüğüm gibi olmadı. Evet olayları biliyorum, kurguyu biliyorum ama anlatım işi çok farklılaştırmış. Grey'de asıl çekici olan kısım kendisinin geçmişi malum. Bu kitapta daha çok detaylandırılmış çocukluğu, öz annesi ve yaşadıkları. Bu da kitabın okunurluğunu çok değiştirmiş.
Grinin Elli Tonu'nu okumayanlar ne derece sevecektir emin değilim ama hikayeyi takip edeceklerin yine okumaya değer bulacaklarına eminim.
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
Grinin Elli Tonu ilk çıktığında, hemen alıp okuyanlardanım ben. Üç cildi okurken de, belki sonları hariç, hiç sıkılmadan okumuştum. Sonrasında bu türde başka hiç bir kitap okumadım aslına bakarsanız ama Anastasia ve Christian'ın hikayesini sevmiştim. Yalnızca cinsellik değil de duyguları da içerdiği ve normal bir romantik hikayeden bekleyeceğim bir olay kurgusu olduğu için sanırım. Bir tek hikayenin sonunu hiç sevmemiştim. Evli ve çocuklu olmayı nedense bu çiftle özellikle de Christian'la bağdaştırmamıştım. Grey'in teaser'ları dönmeye başladığında, hatta daha çevirisi yapılmadan önce, acaba alsam mı diye düşünüyordum ki çevirisi çok hızlı yapıldı ve Türkçe'sini raflarda gördük.
Hesapta bir okuma listesi oluşturmuştum kendime ve yeni kitap alsam dahi bu listeyi bozmayacaktım. Yalan oldu ama bu düşüncem:) Grey'i D&R'dan aldığım gün itibarı ile okumaya başladım. Yine 600 küsur sayfa bir kitap ama ben yine hiiiç sıkılmadan okudum. Sanırım bu da bir seri haline gelecek, en azından benim beklentim o yönde. Hikaye daha çok başındayken bitti çünkü. Hatta filmle çok paralel bir yerde bitti.
Zaten bildiğimiz bir hikayeyi, anlatıcının değişmesi ile tekrar aynı tatla okuyabileceğimi düşünmüyordum aslında. Ama hiç düşündüğüm gibi olmadı. Evet olayları biliyorum, kurguyu biliyorum ama anlatım işi çok farklılaştırmış. Grey'de asıl çekici olan kısım kendisinin geçmişi malum. Bu kitapta daha çok detaylandırılmış çocukluğu, öz annesi ve yaşadıkları. Bu da kitabın okunurluğunu çok değiştirmiş.
Grinin Elli Tonu'nu okumayanlar ne derece sevecektir emin değilim ama hikayeyi takip edeceklerin yine okumaya değer bulacaklarına eminim.
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
14 Eylül 2015 Pazartesi
13. TOPRAK - Buket Uzuner
Merhaba,
Herkes için güzel bir hafta olur umarım ki..
Buket Uzuner benim için "ne yazsa okurum" kategorisinde olan bir yazar. Hatta İki Yeşil Su Samuru benim hayatımın kitabıdır, belki 20 belki 25 kere okumuşumdur. O nedenle Toprak da çıkar çıkmaz elimdeydi fakat klasik bir Sibel davranışı ile okumaya geçmem yine uzun bir zaman aldı. Aslına bakarsanız kitabı bitirmem de zaman aldı. Bu benim için biraz şaşırtıcı, çünkü normalde Buket Uzuner kitabı hemencik biter.
Toprak, yazarın bir önceki kitabı Su'nun devamı. Hatta bu kitaplar bir dörtleme olacak. Su'yu okumadan okunmaz mı derseniz, aslında okunur. Fakat karakterler Su kitabında daha detaylı anlatılıyor ve hikayeler arasında bağlantıyı kurmak Su okunduğunda daha kolay olacaktır. Kitabımız yine Defne Kaman odaklı Umay Nine, Sahaf Semahat, Rehber Kemal ve Komiser Ümit etrafında dönüyor, haa bir de Karaca var. Kahramanımız bu seferde Çorum Müzesi üzerinden tarihi eser kaçakçılığına dokunuyor. Kitap boyunca eski Türk efsaneleri, bunların Kızılderili efsaneleri ile benzerlikleri, Kam ve Kaman gelenekleri gibi büyük araştırmalara dayanan bölümler var. Yazarın kitabın sonuna eklediği referans listesini görünce kendisine saygım bir kat daha arttı. Nasıl bir detaylı çalışma sonunda yazıldığı o listeden bile belli.
Bir de yazarın bu kitabın yazım süresinde yaşadığı bir talihsizlik olmuş. Talihsizlik diye tanımlamak doğru mu bilmiyorum aslında ama yazar annesini kaybetmiş bu süreçte. Kitapta Toprak ve Toprak'ın istediğini alması gibi anlatımlar var ve yazarın annesinin kaybıyla bu ilişkilendirilince, daha da ilginç hale geliyor anlatılanlar.
Bence okuyun, okutturun:)
Bu arada ben gerçekten çok az kitap bitirmeye başladım. Nedense hem çizgi romanlar hem de dergilere daha fazla kayıyorum bu aralar. Dergiler de, ki bahsettiğim dergiler genellikle Ot ve Kafa oluyor, en az bir kitap gibi içerikli olunca, kitap okumaya az zamanım kalıyor. Bu sorunu başka yaşayan var mı acaba:=) Buna sorun da diyen olmaz ya gerçi neyse.
Bir sonraki kitabımın ne olacağını ise bilmiyorum, bakalım ne olacak.
Görüşmek üzere, iyi çalışmalar
Sibel
Herkes için güzel bir hafta olur umarım ki..
Buket Uzuner benim için "ne yazsa okurum" kategorisinde olan bir yazar. Hatta İki Yeşil Su Samuru benim hayatımın kitabıdır, belki 20 belki 25 kere okumuşumdur. O nedenle Toprak da çıkar çıkmaz elimdeydi fakat klasik bir Sibel davranışı ile okumaya geçmem yine uzun bir zaman aldı. Aslına bakarsanız kitabı bitirmem de zaman aldı. Bu benim için biraz şaşırtıcı, çünkü normalde Buket Uzuner kitabı hemencik biter.
Toprak, yazarın bir önceki kitabı Su'nun devamı. Hatta bu kitaplar bir dörtleme olacak. Su'yu okumadan okunmaz mı derseniz, aslında okunur. Fakat karakterler Su kitabında daha detaylı anlatılıyor ve hikayeler arasında bağlantıyı kurmak Su okunduğunda daha kolay olacaktır. Kitabımız yine Defne Kaman odaklı Umay Nine, Sahaf Semahat, Rehber Kemal ve Komiser Ümit etrafında dönüyor, haa bir de Karaca var. Kahramanımız bu seferde Çorum Müzesi üzerinden tarihi eser kaçakçılığına dokunuyor. Kitap boyunca eski Türk efsaneleri, bunların Kızılderili efsaneleri ile benzerlikleri, Kam ve Kaman gelenekleri gibi büyük araştırmalara dayanan bölümler var. Yazarın kitabın sonuna eklediği referans listesini görünce kendisine saygım bir kat daha arttı. Nasıl bir detaylı çalışma sonunda yazıldığı o listeden bile belli.
Bir de yazarın bu kitabın yazım süresinde yaşadığı bir talihsizlik olmuş. Talihsizlik diye tanımlamak doğru mu bilmiyorum aslında ama yazar annesini kaybetmiş bu süreçte. Kitapta Toprak ve Toprak'ın istediğini alması gibi anlatımlar var ve yazarın annesinin kaybıyla bu ilişkilendirilince, daha da ilginç hale geliyor anlatılanlar.
Bence okuyun, okutturun:)
Bu arada ben gerçekten çok az kitap bitirmeye başladım. Nedense hem çizgi romanlar hem de dergilere daha fazla kayıyorum bu aralar. Dergiler de, ki bahsettiğim dergiler genellikle Ot ve Kafa oluyor, en az bir kitap gibi içerikli olunca, kitap okumaya az zamanım kalıyor. Bu sorunu başka yaşayan var mı acaba:=) Buna sorun da diyen olmaz ya gerçi neyse.
Bir sonraki kitabımın ne olacağını ise bilmiyorum, bakalım ne olacak.
Görüşmek üzere, iyi çalışmalar
Sibel
21 Ağustos 2015 Cuma
12. TRENDEKİ KIZ - Paula Howkins
Merhaba,
Yine biten bir kitap ve yine ben:)
Trendeki Kız başlarda benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Okuma hızımı tekrar yakalamışken, herkesten çok güzel yorumlar duyduğum bu kitapla devam etmek istemiştim. Ama o da ne? Kitap gitmiyor, gitmiyor, gitmiyordu. Kafamda okurken sürekli "Bu kitap mı süpermiş? Akmıyor ya bu.." gibi bilimum düşünceler vardı. Hatta tekrar kitap yorumlarını gözden geçirme ihtiyacı hissettim. Değerlendirmeleri okurken "İlk 100 sayfa çok yavaş gidecek, umudunuzu kaybetmeyin" gibi bir yoruma rastladım. Aradığım teşvik de burdaydı işte:) Gerçekten de kitabın ilk yarısı benim için çok ama çok yavaş geçti. Ne zamanki konu biraz netleşmeye ve Megan / Anna / Rachel arasındaki bağlantıyı anlamaya başladım, sonrası su gibi aktı gitti.
Konusu ilginç, olay örgüsü de tanıdık değildi bana. O noktalardan en başından beri artıyı almıştı aslında. Yorumlarda yazıldığı gibi kimin yaptığını anlamam gerçekten kitabın çok sonlarına doğru oldu. Onun öncesinde hep yanlış insanı suçlu olarak tanımlamışım:) Yani kitabın başından suçluyu tanımlamak pek de kolay değil.
3 kadın arasında olay örgüsü de ilk başlarda çok havadaydı benim için. Anna ve Rachel bağlantısını kurduktan sonra "bu Megan ne zaman bağlanacak" diye bekledim durdum.
Dediğim gibi sanırım beklentim çok yüksekti kitaptan. O nedenle, sizi de uyarmak isterim, ilk sayfasından itibaren sizi içine almıyor kitap, böyle bir beklentiniz olmasın:)) Ama söylendiği gibi de 100 sayfa, hatta benim için o 200 sayfa oldu, geçtikten sonra da elinizden bırakamıyorsunuz. Tavsiye eder miyim derseniz, evet derim. Ama bir "ama" içerir tavsiyem:)
Garip bir yazı oldu sanki bu da. Neyse işte böyle. Bir sonraki kitabım da Buket Uzuner'in Toprak'ı olacak. Bakalım bir daha ne zaman burda olacağım:)
İyi okumalar
Sibel
Yine biten bir kitap ve yine ben:)
Trendeki Kız başlarda benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Okuma hızımı tekrar yakalamışken, herkesten çok güzel yorumlar duyduğum bu kitapla devam etmek istemiştim. Ama o da ne? Kitap gitmiyor, gitmiyor, gitmiyordu. Kafamda okurken sürekli "Bu kitap mı süpermiş? Akmıyor ya bu.." gibi bilimum düşünceler vardı. Hatta tekrar kitap yorumlarını gözden geçirme ihtiyacı hissettim. Değerlendirmeleri okurken "İlk 100 sayfa çok yavaş gidecek, umudunuzu kaybetmeyin" gibi bir yoruma rastladım. Aradığım teşvik de burdaydı işte:) Gerçekten de kitabın ilk yarısı benim için çok ama çok yavaş geçti. Ne zamanki konu biraz netleşmeye ve Megan / Anna / Rachel arasındaki bağlantıyı anlamaya başladım, sonrası su gibi aktı gitti.
Konusu ilginç, olay örgüsü de tanıdık değildi bana. O noktalardan en başından beri artıyı almıştı aslında. Yorumlarda yazıldığı gibi kimin yaptığını anlamam gerçekten kitabın çok sonlarına doğru oldu. Onun öncesinde hep yanlış insanı suçlu olarak tanımlamışım:) Yani kitabın başından suçluyu tanımlamak pek de kolay değil.
3 kadın arasında olay örgüsü de ilk başlarda çok havadaydı benim için. Anna ve Rachel bağlantısını kurduktan sonra "bu Megan ne zaman bağlanacak" diye bekledim durdum.
Dediğim gibi sanırım beklentim çok yüksekti kitaptan. O nedenle, sizi de uyarmak isterim, ilk sayfasından itibaren sizi içine almıyor kitap, böyle bir beklentiniz olmasın:)) Ama söylendiği gibi de 100 sayfa, hatta benim için o 200 sayfa oldu, geçtikten sonra da elinizden bırakamıyorsunuz. Tavsiye eder miyim derseniz, evet derim. Ama bir "ama" içerir tavsiyem:)
Garip bir yazı oldu sanki bu da. Neyse işte böyle. Bir sonraki kitabım da Buket Uzuner'in Toprak'ı olacak. Bakalım bir daha ne zaman burda olacağım:)
İyi okumalar
Sibel
7 Ağustos 2015 Cuma
11. KONSTANTİNİYYE OTELİ - Zülfü Livaneli
Merhaba,
Uzun zamandır herhangi bir yazı girmediğimi farkettim. Bu hiçbirşey okumuyorum anlamına gelmesi lütfen:) Okudum hem de bir sürü ama son zamanlarda çizgi romanlara çok takıldım. Onları da burada tanıtmak çok manalı gelmedi, o nedenle de yazmadım. Ama bu arada 2 de kitap okudum.
Okuduklarımdan biri "O Adam Buraya Gelecek"ti, yani Pucca'nın 5. kitabı. İlk dört tanesinden farklı olmadığı için, bu kitap adına bir yazı girmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Pucca'nın yazımını seviyorsanız, zaten seveceksinizdir.
Bir diğeri ise size bu yazıda bahsetmek istediğim Konstantiniyye Oteli. Zülfü Livaneli de benim ne yazsa okurum diyeceğim yazarlar arasında. O nedenle yeni kitabı çıktığında, hiç düşünmeden aldım. Okumaya geçmem ise biraz zaman aldı. Genel olarak söyleyebileceğim şey, bizi şaşırtmayan bir Z.Livaneli kitabı olduğu. Daha detay yorumlamalarıma geçersek:
- Konu bana çok dağınık geldi. Bir ordan bir burdan bahsederken, herşeyin bir şekilde otelde bitmesi ya da oteldeki bir kişiden çıkması çok da tatmin edici gelmedi bana.
- Çok ama gerçekten çok fazla karakter vardı. Belki kitabı dinamik tutuyor çok karakter olması diyebilirsiniz tabi ama bir yandan da karakteri anlamadan hikayesinin bitmesine de neden oluyor. Sanki bir sürü küçük öykü birleşmiş de bir roman olmuş gibi. Romanda yine de öne çıkan 3 karakter vardı ama ne bileyim, daha çok onları anlatsın istedim.
- Spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım ama ana karakterin hastalanması hatta hastalığı bana çok zorlama geldi. Hikayeyi çok dağıttım, dur şimdi toparlayayım gibi bir çabası vardı sanki.
Bu noktalar kitaptan keyif almamı azıcık etkilese de yine de gayet rahatlıkla okuduğum bir kitap oldu benim için. Bence okunmaya değer.
Bu hafta itibarı ile de Trendeki Kız'ı okumaya başladım. Heryerde yorumları çok iyi. Ama benim 100 sayfa kadar oldu, hala akmıyor hikaye. Acaba tüm kitap böyle sürünecek mi diye düşünmeden edemiyorum. Bakalım, hafta sonu güzel bir okuma zamanı yakalarsam, pazartesi de burada Trendeki Kız'ı görebilirsiniz:)
İyi okumalar
Sibel
Uzun zamandır herhangi bir yazı girmediğimi farkettim. Bu hiçbirşey okumuyorum anlamına gelmesi lütfen:) Okudum hem de bir sürü ama son zamanlarda çizgi romanlara çok takıldım. Onları da burada tanıtmak çok manalı gelmedi, o nedenle de yazmadım. Ama bu arada 2 de kitap okudum.
Okuduklarımdan biri "O Adam Buraya Gelecek"ti, yani Pucca'nın 5. kitabı. İlk dört tanesinden farklı olmadığı için, bu kitap adına bir yazı girmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Pucca'nın yazımını seviyorsanız, zaten seveceksinizdir.
Bir diğeri ise size bu yazıda bahsetmek istediğim Konstantiniyye Oteli. Zülfü Livaneli de benim ne yazsa okurum diyeceğim yazarlar arasında. O nedenle yeni kitabı çıktığında, hiç düşünmeden aldım. Okumaya geçmem ise biraz zaman aldı. Genel olarak söyleyebileceğim şey, bizi şaşırtmayan bir Z.Livaneli kitabı olduğu. Daha detay yorumlamalarıma geçersek:
- Konu bana çok dağınık geldi. Bir ordan bir burdan bahsederken, herşeyin bir şekilde otelde bitmesi ya da oteldeki bir kişiden çıkması çok da tatmin edici gelmedi bana.
- Çok ama gerçekten çok fazla karakter vardı. Belki kitabı dinamik tutuyor çok karakter olması diyebilirsiniz tabi ama bir yandan da karakteri anlamadan hikayesinin bitmesine de neden oluyor. Sanki bir sürü küçük öykü birleşmiş de bir roman olmuş gibi. Romanda yine de öne çıkan 3 karakter vardı ama ne bileyim, daha çok onları anlatsın istedim.
- Spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım ama ana karakterin hastalanması hatta hastalığı bana çok zorlama geldi. Hikayeyi çok dağıttım, dur şimdi toparlayayım gibi bir çabası vardı sanki.
Bu noktalar kitaptan keyif almamı azıcık etkilese de yine de gayet rahatlıkla okuduğum bir kitap oldu benim için. Bence okunmaya değer.
Bu hafta itibarı ile de Trendeki Kız'ı okumaya başladım. Heryerde yorumları çok iyi. Ama benim 100 sayfa kadar oldu, hala akmıyor hikaye. Acaba tüm kitap böyle sürünecek mi diye düşünmeden edemiyorum. Bakalım, hafta sonu güzel bir okuma zamanı yakalarsam, pazartesi de burada Trendeki Kız'ı görebilirsiniz:)
İyi okumalar
Sibel
12 Temmuz 2015 Pazar
10. GARSON VE MUTLU - Fulsen Türker
Merhaba,
Uzun zamandır yazmıyorum. Neden derseniz, yazabileceğim kitaplar okumuyorum derim. Bu aralar çizgi romanlara takılmış durumdayım. Onların her birini de ayrı ayrı yazmak pek de kolay gelmedi, öyle olunca hiç yazmayayım dedim. Ama an itibarı ile yine düz yazıya dönünce, en son kitabı yazayım bari dedim.
Garson ve Mutlu, benim her zaman okumaktan kayif aldığım Dizüstü Edebiyat serisinden. Fakat seriden okuduğum diğer kitaplardan çok farklı. Hem yazımı hem de hikayesi farklı. Fulsen, 32 yaşında kurumsal hayatın kısırdöngü hızına alışmış fakat beklemediği bir anda işsiz kalmış. Uzun bir süre de iş bulamayınca, ilk mesleği olan garsonluğa geri dönüyor. Kitap onun geçmiş yaşamı, garsonluk hayatı ve kendisini ne mutlu ederi bulması aslında.
Sanırım Fulsen'in aklında geçenleri anlık da olsa hepimiz düşünmüşüzdür. Mutlu muyum? Asıl yapmak istediğim iş bu mu? Bu saatten sonra kariyer değiştirilir mi gibi bir sürü soru zaman zaman kafamızda döner durur. O yüzden sanırım, bu kitapla ve Fulsen'le bağ kurmam kolay oldu.
Okuyun bence, özellikle kurumsal bir hayatınız varsa daha çok keyif alabilirsiniz bence.
İyi okumalar
Sibel
Uzun zamandır yazmıyorum. Neden derseniz, yazabileceğim kitaplar okumuyorum derim. Bu aralar çizgi romanlara takılmış durumdayım. Onların her birini de ayrı ayrı yazmak pek de kolay gelmedi, öyle olunca hiç yazmayayım dedim. Ama an itibarı ile yine düz yazıya dönünce, en son kitabı yazayım bari dedim.
Garson ve Mutlu, benim her zaman okumaktan kayif aldığım Dizüstü Edebiyat serisinden. Fakat seriden okuduğum diğer kitaplardan çok farklı. Hem yazımı hem de hikayesi farklı. Fulsen, 32 yaşında kurumsal hayatın kısırdöngü hızına alışmış fakat beklemediği bir anda işsiz kalmış. Uzun bir süre de iş bulamayınca, ilk mesleği olan garsonluğa geri dönüyor. Kitap onun geçmiş yaşamı, garsonluk hayatı ve kendisini ne mutlu ederi bulması aslında.
Sanırım Fulsen'in aklında geçenleri anlık da olsa hepimiz düşünmüşüzdür. Mutlu muyum? Asıl yapmak istediğim iş bu mu? Bu saatten sonra kariyer değiştirilir mi gibi bir sürü soru zaman zaman kafamızda döner durur. O yüzden sanırım, bu kitapla ve Fulsen'le bağ kurmam kolay oldu.
Okuyun bence, özellikle kurumsal bir hayatınız varsa daha çok keyif alabilirsiniz bence.
İyi okumalar
Sibel
24 Mayıs 2015 Pazar
9. 1 KADIN 2SALAK - Fatih Aker / Livio Jr. angelisanti
merhaba
Bir günde iki katap, blogu açtığımdan beri vaki değil:))) Şaka bir yana, pazar gününü evde geçirmenin, bir yandan da televizyon ve internetten uzak durmanın faydası olarak elimde sürünen bir kitabı daha bitirdim.
Açık konuşmam gerekirse bu Dizüstü Edebiyat kitaplarını başlarda çok keyifle okuyordum fakat sonra bu fiyatlara bu kitaplar değmez dediğim bir döneme girdim. Sonra bir baktım ki kuzenim hepsini itina ile alıyor. İyice uzaklaştım kitaplardan, nasıl olsa ondan hepsini okurum diyerek. Sonunda da yaklaşık on kitabı ondan aldım, yani bu aralar sıklıkla Dizüstü Edebiyat kitapları göreceksiniz burada:))
1 Kadın 2 Salak da yine çok hayatın içinden bir hikaye. Aslında okurken kadınlarla adamları yer değiştirsek yani 1 Adam 2 Salak yapsak da olur diye düşünmedim değil. Kahramanlarımız çok yakın iki arkadaş, aynı kızdan hoşlanıyorlar ve kendi aralarında bir iddiaya tutuşuyorlar, acaba kızı kim elde edecek? İki karakterin ağzından hikayenin farklı yönlerini okuyoruz kitap boyunca. Sonunu söylemek istemiyorum ama yine de ne oluyorsa kızlara oluyor demekten de alamıyorum kendimi:)) Bolca küfür ve avam konuşmalar içeren bir kitap olduğunu da belirtmek isterim. Yazılı dünyada bu konuşmalardan rahatsız olanlar uzak dursun bence. Rahatsız olmuyorsanız, arada gülmek arada hadi bakalım şimdi ne yapacaksın diye düşünmek istiyorsanız okuyun bence. Aslında tam deniz kenarı kitabı bence. Havuz başı da olur:))
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
Bir günde iki katap, blogu açtığımdan beri vaki değil:))) Şaka bir yana, pazar gününü evde geçirmenin, bir yandan da televizyon ve internetten uzak durmanın faydası olarak elimde sürünen bir kitabı daha bitirdim.
Açık konuşmam gerekirse bu Dizüstü Edebiyat kitaplarını başlarda çok keyifle okuyordum fakat sonra bu fiyatlara bu kitaplar değmez dediğim bir döneme girdim. Sonra bir baktım ki kuzenim hepsini itina ile alıyor. İyice uzaklaştım kitaplardan, nasıl olsa ondan hepsini okurum diyerek. Sonunda da yaklaşık on kitabı ondan aldım, yani bu aralar sıklıkla Dizüstü Edebiyat kitapları göreceksiniz burada:))
1 Kadın 2 Salak da yine çok hayatın içinden bir hikaye. Aslında okurken kadınlarla adamları yer değiştirsek yani 1 Adam 2 Salak yapsak da olur diye düşünmedim değil. Kahramanlarımız çok yakın iki arkadaş, aynı kızdan hoşlanıyorlar ve kendi aralarında bir iddiaya tutuşuyorlar, acaba kızı kim elde edecek? İki karakterin ağzından hikayenin farklı yönlerini okuyoruz kitap boyunca. Sonunu söylemek istemiyorum ama yine de ne oluyorsa kızlara oluyor demekten de alamıyorum kendimi:)) Bolca küfür ve avam konuşmalar içeren bir kitap olduğunu da belirtmek isterim. Yazılı dünyada bu konuşmalardan rahatsız olanlar uzak dursun bence. Rahatsız olmuyorsanız, arada gülmek arada hadi bakalım şimdi ne yapacaksın diye düşünmek istiyorsanız okuyun bence. Aslında tam deniz kenarı kitabı bence. Havuz başı da olur:))
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
8. DEVİR - Ece Temelkuran
Merhaba,
Bugün "Devir" kitabından bahsedeceğim size. Ece Temelkuran'ın en son romanı. Temelkuran benim sevip sevmediğimden emin olmadığım bir yazar. Bazen seviyorum bazen sevmiyorum. Ama. Ne zaman bir kitabı yayınlansa hemen alıyorum. Her kitabını çok sevdiğimi söyleyemem ama Devir'i çok sevdiğim kesin.
İki çocuğun gözünden, Ali ve Ayşe, Türkiye geçmişini anlatan bir roman. Ankara'da geçiyor hikaye ve bu çocuklar dışında ana karakterler Kuğulu Park'taki kuğular. Farklı iki çevreden gelen çocuklar Ali ile Ayşe, hem yaşadıkları ortamlar hem de yetiştirilme şekilleri farklı. Ama ikisi de politik ailelerin çocukları. Tüm yaşadıklarını, gözlemlediklerini sanki bir oyun içerisinde gibi anlatıyorlar. Benim en sevdiğim kahraman ise Anane Nejla oldu. Cavit Bey'e aşkı, torununa olan sevgisi, kızının aile hayatında bulunduğu yerden doğan denge, hepsi çok güzeldi. Çok bol karakterli değil aslında roman, o nedenle de takibi çok kolay ve hikayesi çok akıcı. Özellikle son 100 sayfada 'şimdi ne olacak peki' diyerek okuduğumu söyleyebilirim.
Akıcı ama bir yandan da size birşeyler katacak bir kitap bence. Okuduğunuz için pişman olmayacaklarınızdan. "Unutmamak hatırlamak değil midir" bu da kitaptan aklıma kazınan cümle oldu. Çok doğru değil mi?
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
Bugün "Devir" kitabından bahsedeceğim size. Ece Temelkuran'ın en son romanı. Temelkuran benim sevip sevmediğimden emin olmadığım bir yazar. Bazen seviyorum bazen sevmiyorum. Ama. Ne zaman bir kitabı yayınlansa hemen alıyorum. Her kitabını çok sevdiğimi söyleyemem ama Devir'i çok sevdiğim kesin.
İki çocuğun gözünden, Ali ve Ayşe, Türkiye geçmişini anlatan bir roman. Ankara'da geçiyor hikaye ve bu çocuklar dışında ana karakterler Kuğulu Park'taki kuğular. Farklı iki çevreden gelen çocuklar Ali ile Ayşe, hem yaşadıkları ortamlar hem de yetiştirilme şekilleri farklı. Ama ikisi de politik ailelerin çocukları. Tüm yaşadıklarını, gözlemlediklerini sanki bir oyun içerisinde gibi anlatıyorlar. Benim en sevdiğim kahraman ise Anane Nejla oldu. Cavit Bey'e aşkı, torununa olan sevgisi, kızının aile hayatında bulunduğu yerden doğan denge, hepsi çok güzeldi. Çok bol karakterli değil aslında roman, o nedenle de takibi çok kolay ve hikayesi çok akıcı. Özellikle son 100 sayfada 'şimdi ne olacak peki' diyerek okuduğumu söyleyebilirim.
Akıcı ama bir yandan da size birşeyler katacak bir kitap bence. Okuduğunuz için pişman olmayacaklarınızdan. "Unutmamak hatırlamak değil midir" bu da kitaptan aklıma kazınan cümle oldu. Çok doğru değil mi?
Görüşmek üzere, iyi okumalar
Sibel
26 Nisan 2015 Pazar
7. DELİCE - Hande Altaylı
Merhaba
Bu sefer çok kısa zaman sonra yine buradayım. Gerçekten keyifle okunan, çok akıcı bir kitap ve okumak için de zamanı olunca insanın iki günde bitiyormuş kitaplar:))
Delice Hande Altaylı'nın dördüncü kitabı. Aşka Şeytan Karışır'dan beri tüm kitaplarını okudum ve her birinden de çok keyif aldım. Delice de diğerleri gibiydi.
Köyün asi ve az deli olan kızı Meryem, köyün en zenginlerinin gerçekten deli oğlu Kazım, şeytan tüyü olan ama bir baltaya sap olamamışı Aliço ve köyün bakkalı Nurdan ana karakteri ile kurgulanmış bir roman. Yine tıpkı Kahperengi gibi diziye çevrilse hiç şaşırmam. Tüm karakterler çok canlı ve hemen gözünüzde canlanıyorlar. Hikaye deminden beri söylediğim gibi çok akıcı. Süprizleri de var, benim için süprizdi en azından. Hikayenin gelişimini çok beğendim. Ama sonu bana çok doyurucu gelmedi. Sanırım olumsuz söyleyebileceğim tek şey de bu. Biraz daha farklı bir son bekliyordum sanırım.
Daha önceki kitaplarını okuduysanız yazarın sizi hiç şaşırtmayacağımı söyleyebilirim. Eğer ilk kez okuyorsanız da çok büyük edebi beklentileriniz yoksa, keyifle okuyacağınızı söyleyebilirim. Bence okyun her durumda, pişman olacağınızı sanmam.
İyi okumalar
Sibel
Bu sefer çok kısa zaman sonra yine buradayım. Gerçekten keyifle okunan, çok akıcı bir kitap ve okumak için de zamanı olunca insanın iki günde bitiyormuş kitaplar:))
Delice Hande Altaylı'nın dördüncü kitabı. Aşka Şeytan Karışır'dan beri tüm kitaplarını okudum ve her birinden de çok keyif aldım. Delice de diğerleri gibiydi.
Köyün asi ve az deli olan kızı Meryem, köyün en zenginlerinin gerçekten deli oğlu Kazım, şeytan tüyü olan ama bir baltaya sap olamamışı Aliço ve köyün bakkalı Nurdan ana karakteri ile kurgulanmış bir roman. Yine tıpkı Kahperengi gibi diziye çevrilse hiç şaşırmam. Tüm karakterler çok canlı ve hemen gözünüzde canlanıyorlar. Hikaye deminden beri söylediğim gibi çok akıcı. Süprizleri de var, benim için süprizdi en azından. Hikayenin gelişimini çok beğendim. Ama sonu bana çok doyurucu gelmedi. Sanırım olumsuz söyleyebileceğim tek şey de bu. Biraz daha farklı bir son bekliyordum sanırım.
Daha önceki kitaplarını okuduysanız yazarın sizi hiç şaşırtmayacağımı söyleyebilirim. Eğer ilk kez okuyorsanız da çok büyük edebi beklentileriniz yoksa, keyifle okuyacağınızı söyleyebilirim. Bence okyun her durumda, pişman olacağınızı sanmam.
İyi okumalar
Sibel
13 Nisan 2015 Pazartesi
6. KAFAMDA BİR TUHAFLIK - Orhan Pamuk
Merhaba
Uzun bir aradan sonra sonunda bir kitabı daha bitirdim. Artık okumalarımın çok uzun sürmesinden dem vurmamam lazım sanırım. Durumu kabullenip, devam etmek daha doğru olacak:))
Neyse gelelim kitabımıza. Orhan Pamuk, söylemlerinden dolayı kimimizin sevmediği kimimizin ise sevdiği bir yazar. Ben kendisinin salt yazarlığına baktığımda, benim için başarılı bir yazar. Bu nedenle de çıkarttığı kitapları takip ediyorum. Durum böyle olunca da Kafamda Bir Tuhaflık kitabını okumamak olmazdı zaten.
Kitabımız Mevlüt isimli bir bozacının hayatını anlatıyor. Ben çok sevdim romanın kahramanını. Doğal, samimi, okunulası bir karakter yaratmış yazar. Hikaye de aynı şekilde samimi ve rahat bir hikaye. Dediğim gibi bit bozacı ve onun ailesi, işi, eşleri, kızları ve akrabalarıyla birlikte tam bir hayat hikayesi. Bir bozacının hayatı ne derece ilgnç olabilir diye düşünmeden edemiyor insan ama işter her hayat bir hikaye, yeter ki iyi bir yazarın elinden çıksın:))
Yazarı tanıyorsanız, zaten büyük ihtimalle okumuşsunuzdur. Henüz kendisi ile tanışmadıysan bence daha önce Cevdet Bey ve Oğullarını, sonra Masumiyet Müzesini ve sonra bu kitabı okuyun. Özetle bence en iyi kitabı olmamakla birlikte güzel kitaplarından biri Orhan Pamuk'un.
İyi okumalar
Sibel
Uzun bir aradan sonra sonunda bir kitabı daha bitirdim. Artık okumalarımın çok uzun sürmesinden dem vurmamam lazım sanırım. Durumu kabullenip, devam etmek daha doğru olacak:))
Neyse gelelim kitabımıza. Orhan Pamuk, söylemlerinden dolayı kimimizin sevmediği kimimizin ise sevdiği bir yazar. Ben kendisinin salt yazarlığına baktığımda, benim için başarılı bir yazar. Bu nedenle de çıkarttığı kitapları takip ediyorum. Durum böyle olunca da Kafamda Bir Tuhaflık kitabını okumamak olmazdı zaten.
Kitabımız Mevlüt isimli bir bozacının hayatını anlatıyor. Ben çok sevdim romanın kahramanını. Doğal, samimi, okunulası bir karakter yaratmış yazar. Hikaye de aynı şekilde samimi ve rahat bir hikaye. Dediğim gibi bit bozacı ve onun ailesi, işi, eşleri, kızları ve akrabalarıyla birlikte tam bir hayat hikayesi. Bir bozacının hayatı ne derece ilgnç olabilir diye düşünmeden edemiyor insan ama işter her hayat bir hikaye, yeter ki iyi bir yazarın elinden çıksın:))
Yazarı tanıyorsanız, zaten büyük ihtimalle okumuşsunuzdur. Henüz kendisi ile tanışmadıysan bence daha önce Cevdet Bey ve Oğullarını, sonra Masumiyet Müzesini ve sonra bu kitabı okuyun. Özetle bence en iyi kitabı olmamakla birlikte güzel kitaplarından biri Orhan Pamuk'un.
İyi okumalar
Sibel
17 Mart 2015 Salı
5. AŞKA ŞANS VER - Sherryl Wood
Merhaba
Sonunda kitabım bitti ve yine buradayım. Okuma hızımın ne ile bağlantılı olduğunu kendim de anlayamıyorum artık:)) İş çok yoğun, biraz rahat birşeyler okuyayım, bir de kitap kafamı yormasın dedim ve gittim koca kitaplıktan bir aşk romanı seçtim. Sonuç ne? Üç haftada kitap anca bitti:))) Neyse ne oldu neden oldu kısmına daha fazla kafa yormadan kitaptan bahsetmeye başlayayım ben en iyisi.
Kitabımız dediğim bir aşk romanı. Amy hırslı bir iş kadını, yeni boşanmış ve de iki çocuk annesi. Kız kardeşinin yardımına ihtiyacı olunca geçici bir süre ailesinin yanına geri dönüyor ve eski aşkı ile karşılaşıyor. Kitap boyunca da bu aşkın tekrar yeşillenmesini okuyoruz.
Sıkıcı bir kitap olmasa da ne yazık ki çok klasik geldi bana. Hatta bir seriymiş kitap, yani devamını okumak isteyenler olur, diğer karakterleri merak eden olur diye düşünerek yazar devam kitapları da yazmış. Bence gerekli mi? Tahmin edebileceğiniz gibi değil:)) Keşke hiç okumasaydım diyeceğim bir kitap da değil aslına bakarsanız ama olsa da olur olmasa da diyeceklerimden. Bazı aşk romanları sizi içine alır ve bir romantik komedi filmini izliyor gibi hissettirir ya. Bu kitapta benim için eksik olan şey buydu. Yazılarımın hepsini okuyanların farkedeceği gibi, kitapları okurken filmi çekilse nasıl olurdu diye düşünen biriyim ben. Bu kitap için ise hiç film sahnesi canlanmadı gözümde.
Neyse, size iyi okumalar. Bakalım ben bir daha ne zaman buraya geleceğim. Elimde biriken bir sürü de dergi olduğunu düşününce, üstüne de okuma hızımı eklersek, eh uzun bir süre sonra görüşürüz demeliyim sanırım:))
Sibel
Sonunda kitabım bitti ve yine buradayım. Okuma hızımın ne ile bağlantılı olduğunu kendim de anlayamıyorum artık:)) İş çok yoğun, biraz rahat birşeyler okuyayım, bir de kitap kafamı yormasın dedim ve gittim koca kitaplıktan bir aşk romanı seçtim. Sonuç ne? Üç haftada kitap anca bitti:))) Neyse ne oldu neden oldu kısmına daha fazla kafa yormadan kitaptan bahsetmeye başlayayım ben en iyisi.
Kitabımız dediğim bir aşk romanı. Amy hırslı bir iş kadını, yeni boşanmış ve de iki çocuk annesi. Kız kardeşinin yardımına ihtiyacı olunca geçici bir süre ailesinin yanına geri dönüyor ve eski aşkı ile karşılaşıyor. Kitap boyunca da bu aşkın tekrar yeşillenmesini okuyoruz.
Sıkıcı bir kitap olmasa da ne yazık ki çok klasik geldi bana. Hatta bir seriymiş kitap, yani devamını okumak isteyenler olur, diğer karakterleri merak eden olur diye düşünerek yazar devam kitapları da yazmış. Bence gerekli mi? Tahmin edebileceğiniz gibi değil:)) Keşke hiç okumasaydım diyeceğim bir kitap da değil aslına bakarsanız ama olsa da olur olmasa da diyeceklerimden. Bazı aşk romanları sizi içine alır ve bir romantik komedi filmini izliyor gibi hissettirir ya. Bu kitapta benim için eksik olan şey buydu. Yazılarımın hepsini okuyanların farkedeceği gibi, kitapları okurken filmi çekilse nasıl olurdu diye düşünen biriyim ben. Bu kitap için ise hiç film sahnesi canlanmadı gözümde.
Neyse, size iyi okumalar. Bakalım ben bir daha ne zaman buraya geleceğim. Elimde biriken bir sürü de dergi olduğunu düşününce, üstüne de okuma hızımı eklersek, eh uzun bir süre sonra görüşürüz demeliyim sanırım:))
Sibel
10 Şubat 2015 Salı
4. SIRÇA FANUS- Sylvia Plath
Merhaba,
Yeni bir kitap ve yine ben:)) Sanırım tüm yazılara böyle başlar oldum artık. Daha iyi bir giriş cümlesi bulsam iyi olacak.
Bazen bir kitabı alırsınız ve kitabın ağırlığından mıdır, duyduğunuz yorumlardan mıdır bilmem ama kitap sürekli gözünüzün önünde durur ama siz bir türlü okumaya başlayamazsınız. Sırça Fanus işte benim için böyle bir kitaptı. Bir şekilde de beklentim çok yüksekti kitaptan. Başlayacağım su gibi akacak ve sonrasında da bende 'budur ya' diyeceğim bir tat bırakacak. Ama hiç beklediğim gibi olmadı ne yazık ki.
Kitap Esther isimli bir üniversite öğrencisinin kendi arayışını anlatıyor. Üniversitede yaptığı seçimlerle başlayıp, erkek arkadaşlarıyla arasındakilere sonrasında intihar denemelerine değinip, sonunda da akıl hastanesindeki iyileşme sürecini anlatıyor. Tüm bu anlatımlarda da kendini tanımlamaya çalışan genç bir kız okuyoruz. Aslında hepimiz bu kendini arama sürecinden geçiyoruz ama buna rağmen bu karakter bana hiç yakın gelmedi. Yabancıladım ve sevemedim kendisini. Kitabı zorla bitirdim diyebilirim hatta. Genel yorumlara baktığımda beğenilen bir kitap olduğunu görüyorum, sanırım sorun bende:))
Siz okudunuz mu Sırça Fanus'u? Neler düşündüğünüzü paylaşırsanız çok sevinirim.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
Yeni bir kitap ve yine ben:)) Sanırım tüm yazılara böyle başlar oldum artık. Daha iyi bir giriş cümlesi bulsam iyi olacak.
Bazen bir kitabı alırsınız ve kitabın ağırlığından mıdır, duyduğunuz yorumlardan mıdır bilmem ama kitap sürekli gözünüzün önünde durur ama siz bir türlü okumaya başlayamazsınız. Sırça Fanus işte benim için böyle bir kitaptı. Bir şekilde de beklentim çok yüksekti kitaptan. Başlayacağım su gibi akacak ve sonrasında da bende 'budur ya' diyeceğim bir tat bırakacak. Ama hiç beklediğim gibi olmadı ne yazık ki.
Kitap Esther isimli bir üniversite öğrencisinin kendi arayışını anlatıyor. Üniversitede yaptığı seçimlerle başlayıp, erkek arkadaşlarıyla arasındakilere sonrasında intihar denemelerine değinip, sonunda da akıl hastanesindeki iyileşme sürecini anlatıyor. Tüm bu anlatımlarda da kendini tanımlamaya çalışan genç bir kız okuyoruz. Aslında hepimiz bu kendini arama sürecinden geçiyoruz ama buna rağmen bu karakter bana hiç yakın gelmedi. Yabancıladım ve sevemedim kendisini. Kitabı zorla bitirdim diyebilirim hatta. Genel yorumlara baktığımda beğenilen bir kitap olduğunu görüyorum, sanırım sorun bende:))
Siz okudunuz mu Sırça Fanus'u? Neler düşündüğünüzü paylaşırsanız çok sevinirim.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
4 Şubat 2015 Çarşamba
3. PEMBE VE YUSUF - Canan Tan
Merhaba,
Yeni kitap ve ben yine buradayım. Aslında dün akşam bitirdim kitabı ve normalde son sayfayı kapatıp bloga yazmaya başlıyordum. Ama bu sefer internetin azizliğine uğrayınca, kitap üzerine daha fazla düşünme zamanım oldu denebilir.
Pembe ve Yusuf daha önce Canan Tan okuyanlar için pek de şaşırtıcı bir kitap değil. Yine hayatın içinden bir hikaye ve yine naif bir anlatımla harmanlanmış bir olay kurgusu var kitapta. Ben nedendir bilmiyorum ama Pembe ve Yusuf'u iki aşık olarak düşünmüştüm, bu nedenle de kitabı neredeyse yarıladığımda da beklediğim aşk çıkmayınca şaşırmıştım. Pembe ve Yusuf kardeşlerin hikayesiymiş anlatılan.
Kitabın özetini vermeyeceğim, ya da yukarıdaki spoiler'dan daha fazlasını söylemiyor olacağım aslında. Daha önce de söylediğim gibi hep duyduğumuz bir hikaye anlatılan ama kendini okutmakta hiç zorlanmıyor. Bilseniz de hatta sonunu tahmin de etseniz, yine de bir heyecanla okumaya devam ediyorsunuz. Mutlaka okumanız gerekir diyeceğim bir kitap değil belki ama okuduğunuzda da pişman olacağınızı düşündüğüm bir hikaye de değil.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
Yeni kitap ve ben yine buradayım. Aslında dün akşam bitirdim kitabı ve normalde son sayfayı kapatıp bloga yazmaya başlıyordum. Ama bu sefer internetin azizliğine uğrayınca, kitap üzerine daha fazla düşünme zamanım oldu denebilir.
Pembe ve Yusuf daha önce Canan Tan okuyanlar için pek de şaşırtıcı bir kitap değil. Yine hayatın içinden bir hikaye ve yine naif bir anlatımla harmanlanmış bir olay kurgusu var kitapta. Ben nedendir bilmiyorum ama Pembe ve Yusuf'u iki aşık olarak düşünmüştüm, bu nedenle de kitabı neredeyse yarıladığımda da beklediğim aşk çıkmayınca şaşırmıştım. Pembe ve Yusuf kardeşlerin hikayesiymiş anlatılan.
Kitabın özetini vermeyeceğim, ya da yukarıdaki spoiler'dan daha fazlasını söylemiyor olacağım aslında. Daha önce de söylediğim gibi hep duyduğumuz bir hikaye anlatılan ama kendini okutmakta hiç zorlanmıyor. Bilseniz de hatta sonunu tahmin de etseniz, yine de bir heyecanla okumaya devam ediyorsunuz. Mutlaka okumanız gerekir diyeceğim bir kitap değil belki ama okuduğunuzda da pişman olacağınızı düşündüğüm bir hikaye de değil.
İyi okumalar, görüşmek üzere
Sibel
19 Ocak 2015 Pazartesi
2. HANDAN - Ayşe Kulin
Merhaba
2015'e okuma anlamında güzel başladığımı söyleyebilirim. Yeni bir kitapla karşınızdayım ne de olsa.
Ayşe Kulin benim her zaman okumaktan keyif aldığım bir yazar oldu. Füreya kitabından itibaren de tüm kitaplarını okudum sanırım. Gizli Anların Yolcusu da hem hikayesi ile hem de anlatımı ile sevdiğim bir kitap olmuştu. Yazarın sonrasında yazdığı kitapları Handan da dahil olmak üzere, bu kitaptaki karakterlerden kurgulanmış durumda. Handan da ilk kitapta ana karakterin ortağı aynı zamanda sevgilisiydi. Yazar daha aynı hikayeden çıkmış kaç kitap yazacak merak içindeyim:))
Handan'a bir nevi ilham veren Halide Edip Adıvar'ın Handan'ını okumuş olsaydım sanırım daha keyifli olurdu okuma benim için. Çünkü kitap boyunca yazar Halide Edip'in Handan'ı ile konuşmakta ve yaşadıklarını o dönemin yaşantısı ile kıyaslayıp parallellikleri ortaya dökmekte, bir nevi zaman değişse de ana hikayeler hiç değişmez demekte.
2014 ikinci yarısında yazılan her kitapta gördüğümüz Gezi etkisi bu kitapta da var. Sanırım ileride içeride Gezi olaylarından bahsedilmişse şu dönemde yazılmıştır gibi bir kural oluşturdu:)) Bense biraz artık sıkıldım sanırım bu durumdan. Ya da sıkıldım demeyelim de bir gereklilikmiş gibi her hikayenin bir şekilde Gezi'ye bağlanması bana samimi gelmeyeye başladı. O nedenle de Gezi hikayesi daha az olsaydı daha çok severdim kitabı diye düşünüyorum.
Tüm bu anlattıklarım sonunda, nedir durum, tavsiye eder miyim derseniz evet olur cevabım. Ne olursa olsun akıcı yazan, kendini kolay ifade eden ve olay kurgusunu çok iyi yapan bir yazar var karşımızda. O nedenle zaman kaybı olmaz bence her durumda. Kitapta çok beğendiğim bir sözle bitireceğim bu sefer:))
Hayal varsa gerçek de vardır....
İyi okumalar
Sibel
2015'e okuma anlamında güzel başladığımı söyleyebilirim. Yeni bir kitapla karşınızdayım ne de olsa.
Ayşe Kulin benim her zaman okumaktan keyif aldığım bir yazar oldu. Füreya kitabından itibaren de tüm kitaplarını okudum sanırım. Gizli Anların Yolcusu da hem hikayesi ile hem de anlatımı ile sevdiğim bir kitap olmuştu. Yazarın sonrasında yazdığı kitapları Handan da dahil olmak üzere, bu kitaptaki karakterlerden kurgulanmış durumda. Handan da ilk kitapta ana karakterin ortağı aynı zamanda sevgilisiydi. Yazar daha aynı hikayeden çıkmış kaç kitap yazacak merak içindeyim:))
Handan'a bir nevi ilham veren Halide Edip Adıvar'ın Handan'ını okumuş olsaydım sanırım daha keyifli olurdu okuma benim için. Çünkü kitap boyunca yazar Halide Edip'in Handan'ı ile konuşmakta ve yaşadıklarını o dönemin yaşantısı ile kıyaslayıp parallellikleri ortaya dökmekte, bir nevi zaman değişse de ana hikayeler hiç değişmez demekte.
2014 ikinci yarısında yazılan her kitapta gördüğümüz Gezi etkisi bu kitapta da var. Sanırım ileride içeride Gezi olaylarından bahsedilmişse şu dönemde yazılmıştır gibi bir kural oluşturdu:)) Bense biraz artık sıkıldım sanırım bu durumdan. Ya da sıkıldım demeyelim de bir gereklilikmiş gibi her hikayenin bir şekilde Gezi'ye bağlanması bana samimi gelmeyeye başladı. O nedenle de Gezi hikayesi daha az olsaydı daha çok severdim kitabı diye düşünüyorum.
Tüm bu anlattıklarım sonunda, nedir durum, tavsiye eder miyim derseniz evet olur cevabım. Ne olursa olsun akıcı yazan, kendini kolay ifade eden ve olay kurgusunu çok iyi yapan bir yazar var karşımızda. O nedenle zaman kaybı olmaz bence her durumda. Kitapta çok beğendiğim bir sözle bitireceğim bu sefer:))
Hayal varsa gerçek de vardır....
İyi okumalar
Sibel
11 Ocak 2015 Pazar
1. ABİM DENİZ - Can Dündar
Merhaba
2015'in ilk kitabı ile yine buradayım. Umarım okuma hızım ve çeşitliliğim açısından güzel bir başlangıç olur.
Abim Deniz, duymuş olabileceğiniz gibi Deniz Gezmiş üzerine yazılmış bir kitap. Deniz Gezmiş üzerine yazılmış olan bilmem kaçıncı kitap aslında. Bir çoğumuzun bildiği Erdal Öz'ün yazdığı Gülünün Solduğu Akşam benim bu genç, korkusuz ve ideallerine bağlı adamla tanışmama vesile olmuştu. Sonra bir daha hakkında aklımda kalan bir kitap okumamış olmalıyım ki, Abim Deniz kitabı bana çok da tanıdık gelmedi. Tabi ki olaylar bildiğimiz, sonu ise en başından belli bir kitap okuduğumuz ama ara hikayeler ya da olaylar bilindik olsa da çok güzel anlatılmış. Sizi hiç sıkmadan okutuyor kendini. Şimdi ne olacak diye bir merak duygunuz olmuyor tabi ama acaba mektubunda bundan bahsetmiş mi diye meraklanıyorsunuz. Bir nehir söyleşi değil kitap. Önce kardeşi ya da babası üzerinden olayı okuyorsunuz, ki bu bazen bir anı bazen bir mektup bazen de bir resim oluyor. Sonra da yazar o zamanki gazete haberleri ya da mahkeme tutanakları üzerinden dönem hakkında daha detaylı bir bilgi veriyor. Ben bu tarzı sevdim. Mümkün olabildiğince tarafsız bir yazım şansı yaratmış bence.
Dönem kitaplarını seviyorsanız, kesinlikle okuyun derim. Sevmiyorsanız, eliniz gidip de almayacaksınızdır zaten ama olsun yine de aklınızın bir köşesinde olsun bence.
Görüşmek üzere
Sibel
2015'in ilk kitabı ile yine buradayım. Umarım okuma hızım ve çeşitliliğim açısından güzel bir başlangıç olur.
Abim Deniz, duymuş olabileceğiniz gibi Deniz Gezmiş üzerine yazılmış bir kitap. Deniz Gezmiş üzerine yazılmış olan bilmem kaçıncı kitap aslında. Bir çoğumuzun bildiği Erdal Öz'ün yazdığı Gülünün Solduğu Akşam benim bu genç, korkusuz ve ideallerine bağlı adamla tanışmama vesile olmuştu. Sonra bir daha hakkında aklımda kalan bir kitap okumamış olmalıyım ki, Abim Deniz kitabı bana çok da tanıdık gelmedi. Tabi ki olaylar bildiğimiz, sonu ise en başından belli bir kitap okuduğumuz ama ara hikayeler ya da olaylar bilindik olsa da çok güzel anlatılmış. Sizi hiç sıkmadan okutuyor kendini. Şimdi ne olacak diye bir merak duygunuz olmuyor tabi ama acaba mektubunda bundan bahsetmiş mi diye meraklanıyorsunuz. Bir nehir söyleşi değil kitap. Önce kardeşi ya da babası üzerinden olayı okuyorsunuz, ki bu bazen bir anı bazen bir mektup bazen de bir resim oluyor. Sonra da yazar o zamanki gazete haberleri ya da mahkeme tutanakları üzerinden dönem hakkında daha detaylı bir bilgi veriyor. Ben bu tarzı sevdim. Mümkün olabildiğince tarafsız bir yazım şansı yaratmış bence.
Dönem kitaplarını seviyorsanız, kesinlikle okuyun derim. Sevmiyorsanız, eliniz gidip de almayacaksınızdır zaten ama olsun yine de aklınızın bir köşesinde olsun bence.
Görüşmek üzere
Sibel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)